Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 16.05.2026 24 Görüntüleme

Kocasının cenaze ateşi daha yeni sönmüşken, dul kadın üç kayınbiraderini yanına aldı

1 / 2

BÖLÜM 1
Kocası Kemal’in cenazesi toprağa verileli daha birkaç saat olmuştu, ama avluda oturan akrabalar Elif’e öyle bakıyordu ki, sanki en büyük günahı kocasını kaybetmesi değil de onun üç küçük kardeşini yanına almasıydı.

İstanbul’un Fatih ilçesindeki eski bir mahallede, dar sokakların arasındaki o gün her evin penceresi yarı aralıktı. Beyaz başörtüsü içinde 25 yaşındaki Elif’in gözleri şişmişti ama sesi taş gibi sakindi. Kocası Kemal, bir inşaat kazasında hayatını kaybetmişti. Geride ne çocuk vardı ne de düzgün bir birikim. Sadece Kemal’in üç küçük kardeşi kalmıştı: Mert, Deniz ve Eren. Üçünün de gözlerinde dünya üzerlerine kapanmış gibi bir korku vardı.

Büyük yenge eteğini düzelterek konuştu:
“Yavrum, en doğrusu baba evine dönmen. Bu çocuklar senin özün değil.”

Bir başkası ekledi:
“Gençsin, yeniden evlenirsin. Üç yabancı çocuk için hayatını yakma.”

Elif yerde oturan Eren’e baktı. 7 yaşındaki çocuk, abisinin eski saatini sıkı sıkı tutup uyuyakalmıştı. 12 yaşındaki Deniz duvara yaslanmış, sessizdi. 15 yaşındaki Mert ise dişlerini sıkarak her şeyi dinliyordu.

Elif çok sakin bir sesle dedi ki:
“Eğer onların kimsesi yoksa… artık ben varım.”

O cümleyle odadaki hava değişti. Kimileri onu saf dedi, kimileri inatçı. Akraba ziyaretleri o gün kesildi. Baba evinden de “Bu yük seni ezer” mesajı geldi. Mahalle kadınları fısıldaştı:
“Bak göreceksiniz, büyüyünce onu unutacaklar.”

Elif hiçbirine cevap vermedi.

Ertesi sabah Kemal’in fotoğrafının önünde kandil ışığı yakıp çalışmaya başladı. Bir terzinin yanında dikiş dikiyor, geceleri gözleri kapanana kadar çalışıyordu. Akşamları kazandığı parayı üç çocuğun okuluna, kitaplarına, sütüne bölüyordu. Kendisi çoğu zaman sadece ekmekle çay içiyordu ama sofrada onların tabağı eksik olmazdı.

Mert derslerinde çok başarılıydı. Elif, gece yarılarına kadar çalışıp onun dershanesini ödüyordu. Deniz hesap kitap işlerinde iyiydi, eski defterlerin arkasına notlar alıyordu. Elif ona hep “Bir gün kendi işini kuracaksın” diyordu. Eren ise hastanelerden korkuyordu ama doktor olmak istiyordu; çünkü babasının cenazesinde ambulans çok geç gelmişti.

Elif onlara hiç “iyilik yaptım” demedi. O, mahalleye göre anne değildi ama her şeyiyle anne gibi yaşıyordu.

Yıllar geçti. Mert mühendislik okumaya gitti. Deniz ticaret okumaya başladı. Eren tıp fakültesi için başka şehre taşındı. Ev ilk kez tamamen boş kalınca Elif, Kemal’in fotoğrafına bakıp gülümsedi:
“Bak Kemal… uçmayı öğrendiler.”

Başta telefonlar geldi, sonra azaldı, sonra sadece bayram mesajlarına döndü. En sonunda o da kesildi.

Mahalle yeniden konuşmaya başladı:
“Demiştik zaten… yabancıydılar.”
“Bunca emeğin sonu bu mu?”
“Elinde dikiş makinesiyle kalakaldı.”

Elif her seferinde kapıyı kapatıp makinesinin başına oturdu.

Sonra bir sabah, Mevlid Kandili’nden sonraki gün, Elif avluda kurumuş fesleğen yapraklarını toplarken dışarıdan üç siyah lüks araba sessizce sokağa girdi.

Mahalle bir anda sustu.

Ve ilk arabanın kapısı açıldığında, Elif’in elindeki dua tepsisi yere düştü.

BÖLÜM 2
İlk siyah lüks arabadan inen adam uzun boylu, düzgün duruşlu ve pahalı bir takım elbise giymişti. Ama gözlerinde hâlâ eski bir suçluluğun titremesi vardı. O, Mert’ti.

İkinci arabadan Deniz indi. Elinde deri bir evrak çantası vardı; yüzünde başarıya ulaşmış bir adamın soğukkanlılığı, ama dudaklarında bastırılmış bir acı saklıydı.

Üçüncü arabadan beyaz önlüklü Eren çıktı. Boynunda stetoskop vardı. Ama gözlerinde yirmi yıl önceki açlık, korku ve Elif’in sevgisine duyduğu özlem yaşıyordu.

Elif bir adım geri çekildi.
“Siz… siz…”

Eren koşarak onun ayaklarının dibine çöktü.
“Bize… anne gibi olan Elif abla… bizi affet.”

Sokakta nefesler tutuldu. Yıllar önce Elif’e “bencil” diyen, “unutulacaksın” diye fısıldayan insanlar şimdi kapılarının aralığından sessizce bakıyordu.

Mert’in sesi kırıldı:
“Sizi terk etmedik… Sadece size boş ellerle dönmeye cesaret edemedik.”

Elif’in yüzü bembeyaz oldu.
“Yani… yirmi yıl boyunca bir kere bile ses yok? Bir bayramda bile mi? Ben size bu kadar yabancı mı oldum?”

Deniz başını eğdi:
“Hayır… Siz bize o kadar sahiptiniz ki… biz sizin gözünüze eksik, yarım, başarısız hâlimizle bakmaya cesaret edemedik.”

Elif kapının eşiğine tutundu. Tüm bedeni titriyordu. Ağlamak istemiyordu ama yirmi yıllık yalnızlık boğazına düğümlenmişti.

O sırada Deniz çantasını açtı ve kırmızı bir dosya çıkardı:
“Biz sadece gelmeye gelmedik.”

Elif dosyaya baktı.

Mert yavaşça konuştu:
“Arif amcanın, yani Kemal’in… bize bıraktığı arsa vardı ya… herkesin haksız yere el koyduğu… onu geri aldık.”

Elif irkildi:
“Hangi arsa?”

Eren arkasını işaret etti.

Sokağın köşesinde işçiler büyük bir örtüyü kaldırıyordu.

Elif arkasına baktığı anda… dünya bir anlığına durdu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp