DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Gelin, bir şaka gibi yatağın altına saklandı, ancak kayınvalidesinin şu sözleri söylediğini duydu
- BÖLÜM 1 “Bunu imzalarsan, sana söz veriyorum bir yıl içinde o ev bizim olacak ve o hiçbir şey yapamayacak,” dedi kayınvalidemin düğün gecesinin ortasında söylediğini duydum. Ben yatak odasındaki yatağın altında, kıpırdamadan duruyordum. Beyaz gelinliğim kırışmış, sırtım ağrımıştı ve kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyabilirdi. Bunu tamamen ben yapmıştım. Bir şaka. Mert’i korkutmak için Nişantaşı’ndaki otel süitinde yatağın altına saklanmıştım. Onun yorgun bir şekilde odaya girip ceketini çıkaracağını, o tatlı sesiyle “Elif, nerdesin?” diye beni arayacağını hayal etmiştim. Sonra gülerek çıkacaktım; makyajım dağılmış, duvağım karışmış olacaktı ve ikimiz de yeni evli iki aşık gibi sarılıp hayatımıza başlayacaktık. Ama içeri ilk giren o olmadı. İnce, topuklu ayakkabılar geldi önce. Sert ve kendinden emin adımlarla… O sesi hemen tanıdım. Kayınvalidem Gülseren’di. Birkaç saat önce düğünde bana sarılıp “seni kızım gibi görüyorum” diyen kadın. — Odaya geldim — dedi, sesini hiç kısmadan. Sonra telefonunu yatağa fırlattığını ve hoparlörü açtığını duydum. — Herkes dağıldı mı? — diye sordu bir kadın sesi. Selin’di. Mert’in “en yakın arkadaşı.” Kırmızı elbisesiyle fazla iddialı, gülüşü fazla emin olan kadın. — Mert aşağıda hesabı kapatıyor — dedi Gülseren — O kız kim bilir nerede. Muhtemelen ucuz makyajını tazeliyordur. Donup kaldım. “O kız.” “Ucuz makyajlı.” Birkaç saat önce aynı kadın babam Ertan’ın önünde bana “ne kadar mütevazı, ne kadar iyi bir kız” demişti. — O zaman her şey tamam mı? — dedi Selin. — Tamam — dedi Gülseren — Yüzük parmağında. Evlilik evrakları imzalandı. Artık onu iyice bağladık. Nefesim kesildi. — Peki ya daire? — diye sordu Selin — Boşanırsa elinden alamaz mı? Gülseren kuru bir kahkaha attı. — Merak etme. Her şeyi planladık. Mert’i evin parasını ödemiş gibi gösteriyoruz. Para Elif’ten çıktı ama onun üzerinden geçirdik. Bir yıl içinde onu dengesiz, değersiz, kıskanç biri gibi gösteririz. Kendi kendine gider. Sonra daireyi alırız. Daire. Ataşehir’deki yeni evimiz. Benim ailemin miras fonuyla aldığım ev. Annem ölmeden önce bana, “Seni adınla değil, ruhunla seven biriyle evlen,” demişti. Bu yüzden gerçeği saklamıştım. Bebek’teki hayatımı bırakmış, eski bir araba kullanmış, sıradan bir sekreter gibi yaşamıştım. Babamın, Ertan Demirci’nin Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden birinin sahibi olduğunu kimse bilmiyordu. Ve Mert… testi geçmişti. En azından ben öyle sanmıştım. İki yıl boyunca benden para istemedi. Bazen simit alırdı, pahalı yerlere götüremezdi diye. Çiçekleri çiçekçiden değil pazardan alırdı. “Ben gösteriş istemiyorum,” derdi. “Sadece huzur, gerçek bir eş, kahveli pazar sabahları.” İnanmıştım. Sonra kapı tekrar açıldı. — Anne — dedi Mert — O burada mı? — Yok oğlum. Ama dinle, parayı konuşmamız lazım. Gözlerimi kapattım. Bir an için onun beni savunmasını, öfkeyle “öyle şey olmaz” demesini bekledim. — Anne, yarın konuşuruz — dedi sıkılmış bir sesle — Bugün hâlâ onunla yatmak zorundaymışım gibi davranacağım. Uzun gece olacak. İçimde bir şey kırıldı. Üzüntü değil. Buz gibi, kesin bir kırılma. — Planı unutma — dedi Gülseren — En fazla bir yıl. Sonra Selin eve taşınır, çocuk da odasına geçer. Çocuk. Selin hamileydi. Elimi ağzıma kapattım, ses çıkarmamak için. — Biraz suçluluk hissediyorum — dedi Mert — Elif iyi biri. Bana kahramanım gibi bakıyor. — Saçmalama — dedi Gülseren — O sıradan bir sekreter. Sıkıcı. Sen daha iyilerine layıksın. — Evet — dedi Mert gülerek — Elif tuzsuz pilav gibi. O an telefonumu elime aldım. Titreyen parmaklarımla kayıt tuşuna bastım. Kırmızı çizgi ilerlemeye başladı. “Konuşun,” dedim içimden. “İstediğiniz kadar konuşun.” Ve konuştular. Para, daire, Selin, bebek, beni delirtme planları… Her şeyi anlattılar. Onlar çıktıktan sonra on dakika daha yatağın altında bekledim. Sonra sürünerek çıktım. Aynaya baktım. Gelinliğim toz içindeydi. Makyajım akmıştı. Ama gözlerim artık aynı değildi. Ben artık uyanmıştım. Gelinliği çıkarıp kot ve sweatshirt giydim, çantamı aldım ve otelden çıktım. Gece saat birde babamı aradım. — Baba — dedim sakin ama kararlı bir sesle — Haklıymışsın. Avukat Leyla’yı uyandır. Mert, annesi ve Selin beni dolandırmaya çalışıyor. Bir an sessizlik oldu. — Neredesin? — Eve geliyorum. — Hemen gel — dedi babam Ertan — Savaş istiyorlarsa, savaş olacak. O kaydın neyi başlatacağını… ve Mert’in kendi yalanlarında nasıl batacağını henüz bilmiyordum. BÖLÜM 2 Ertan Demirci’nin Beykoz’daki villasına vardığımda, demir kapılar korna çalmama gerek kalmadan açıldı. Babam sabahlıkla beni bekliyordu; yüzü sertti. Yanında ise Claudia değil, en güvendiğim arkadaşım ve İstanbul’un en acımasız kurumsal avukatlarından biri olan Selin Yılmaz vardı. Bana iyi misin diye sormadılar. Yüzüme bakınca, iyi olmadığımı anladılar. Telefonumu bahçe masasının üzerine koydum ve kaydı oynattım. Gülseren’in sesi geceyi doldurdu. “Elif sıradan bir sekreter.” “Daireyi geri alacağız.” “Mert bir yıl dayanmalı.” “Selin’in bebeğinin odası hazır olmalı.” Babamın çenesi o kadar sıkıldı ki dişini kıracak sandım. — Onları bitireceğim — dedi. — Hayır — dedim — Henüz değil. Şimdi saldırırsak beni kıskanç, delirmiş bir eş gibi gösterirler. Delil istiyorum. Kendi mezarlarını kendileri kazmalı. Selin hafifçe gülümsedi. — İşte şimdi Ertan Demirci’nin kızına yakışır konuştun. O gece planı kurduk. Önce daireyi korumak. Tapu benim adıma olsa da Mert, paranın kendi hesabından geçtiğini öne sürerek hak iddia edebileceğini sanıyordu. Selin, “sigorta işlemi” gibi görünen bir evlilik sonrası sözleşme hazırladı. Mert imzalarsa, tüm haklarından feragat edecekti. — Aylık beş bin lira düşüş var diye söyleyeceğiz — dedi Selin — Para kazandığını sanan adam her şeyi imzalar. İkinci adım: para takibi. Babam, Mert’in çalıştığı Demirci İnşaatın bir yan şirketindeki hesapları sessizce denetlemeye aldı. Mert, şirketin aslında benim aileme ait olduğunu bilmiyordu. Üçüncü adım: Selin. Hamileliği ve Mert’le ilişkisini doğrulamalıydık. Sabaha karşı otele döndüm. Mert’in yanına uzandım, uyuyormuş gibi yaptım. — Nereden geliyorsun? — diye mırıldandı. — Aşağıdan — dedim — hayatımızı düşünüyordum. Sırtını döndü. — Ne tatlısın Elif. Karanlıkta gülümsedim. Sonraki haftalarda onların sandığı “beceriksiz eş” oldum. Mert’in en sevdiği gömlekleri yanlışlıkla çektim. Kahvesine tuz koydum. Önemli bir toplantı günü interneti “unuttum”. Gülseren’in pahalı bir ceketini çamaşır makinesinde mahvettim. Kadın çıldırdı. — Bu ne rezalet! Bu marka! Gözyaşlarımı zor tuttum. — Affedin Gülseren Hanım… ben böyle şeylerden anlamıyorum. Mert dişlerini sıktı ama beni sarıldı. — Önemli değil aşkım. Ama gözleri başka şey diyordu: “Sadece dayan.” O gece Selin’in verdiği evrakları çıkardım. — Aşkım… çok kötü hissediyorum. Sigorta evrakı gelmiş. İmzalarsan aidat düşüyor. Mert bakmadan imzaladı. Kapanmıştı. Aynı zamanda babamın dedektifleri gerçeği ortaya çıkardı. Mert sadece beni değil, şirketi de dolandırıyordu. Sahte tedarikçiler, şişirilmiş faturalar, Gülseren’e bağlı bir hesaba aktarılan paralar… Miktar bir milyonu geçmişti. Ama Selin hâlâ eksikti. Bu yüzden bir akşam yemeği düzenledim. — Ailenle iyi olmak istiyorum — dedim Mert’e — Anneni, halalarını, Selin’i de çağır. O senin en yakın arkadaşın değil mi? Tereddüt etti. Sonra gülümsedi. Beni rezil edeceğimi sandı. Yemek gecesi Selin salona küçük kameralar yerleştirdi. Ben bilerek kötü yemek yaptım. Et lastik gibiydi, pilav lapa. Ucuz şarap servis ettim. Gülseren geldiğinde etrafa küçümseyerek baktı. — En azından süpürmüşsün. Selin sonra geldi. Mert’in kolundaydı. Elini sürekli karnına götürüyordu. — Çok güzelsin — dedim, karnına bakarak. Bir an dondu. Yemekte herkes bana küçümseyerek baktı. — Bazı kadınlar eş olmak için doğar — dedi Selin. — Doğru — dedim — Bazıları da başkasının kocasına dokunmak için. Sessizlik çöktü. — Ne dedin? — dedi Mert. — Hiç — gülümsedim — Sosu uzatır mısın? Sonra bilerek tökezledim. Kırmızı şarap Selin’in üstüne döküldü. Kadın çığlık attı. Elbise yapıştı ve hamileliği ortaya çıktı. Mert panikle koştu. — Bebek iyi mi? Herkes dondu. Gülseren ayağa fırladı. — Elif, sen… sen ne yaptın! Ben peçeteyi masaya bıraktım. — Otur, Gülseren. — Nasıl konuşursun sen? — Otur dedim. Sesim yüksek değildi ama herkes oturdu. Bocayı açtım. Telefonumu bağladım. — Haftalardır bana “sıradan”, “işe yaramaz”, “sekreter” dediler. Şimdi herkes düğün gecemde duyduklarımı dinleyecek.
- Kayıt başladı. Gülseren’in sesi salonda patladı. “Onu bağladık.” “Bir yıl dayanacak.” “Sonra Selin taşınacak.” Selin ağlamaya başladı. Mert başını tuttu. Gülseren telefonu almaya çalıştı ama Selin tam o anda içeri girdi: babam Ertan ve iki polisle. — Mert Demirci — dedi polis — dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçundan gözaltına alınıyorsunuz. — Bu bir ev meselesi! — diye bağırdı. — Hayır — dedim — Demirci İnşaat’a karşı işlenen bir suç bu. Mert bana baktı. — Demirci İnşaat mı? Derin nefes aldım. — Tam adım Elif Demirci Aranda. Ve dolandırdığın şirket, babamın şirketi. Mert’in yüzü çöktü. Gülseren sandalyeye tutundu. — Hayır… senin baban emekliydi. — Evet — dedim — Sizin gibilerden yorulmuş emekli. Mert dizlerinin üzerine çöktü. — Elif… annem zorladı… Selin kafamı karıştırdı… — Hayır — dedim sakinlikle — Sen sadece zayıf olduğun için yaptın. Tam götürülürken Mert durdu ve son bir cümle söyledi: — Elif… bir şey daha var… annem senin asla benden çocuk sahibi olmaman için bir şey yaptı. Ve o an anladım… gerçek hikâye henüz bitmemişti. BÖLÜM 3 O gece Mert’in konuşmasına izin vermedim. Herkesin önünde bana bir yara daha bırakmasına gerek yoktu. Polisler onu kelepçeyle götürürken Gülseren bağırıyordu; önemli insanları tanıdığını, bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu söylüyordu. Selin ise arkasına bile bakmadan kaçtı; ıslak elbisesiyle, yüzüne yapışmış utançla. Ben yemek odasında tek başıma kaldım. Kırık tabaklar, yere dökülmüş şarap ve sahte bir aşkın yıllarıyla çevriliydim. Selin omzuma dokundu. — Bitti. Ama bitmemişti. Sadece başlangıçtı. Boşanma hızlı oldu. Mert, imzaladığı sözleşme yüzünden daire için savaşamadı. Ayrıca sahte faturalar ve banka transferleri onun imzasını taşıyordu; paraların izi Gülseren’e bağlı hesaplara çıkıyordu. Mert hapse girdi. Gülseren ise oğluna karşı ifade vererek ceza almaktan kurtuldu ama evini, itibarını ve yıllardır koruduğu “elit kadın” imajını kaybetti. Selin birkaç ay sonra ortadan kayboldu. Sonra doğurduğunu öğrendim. Çocuğa Leo adını vermişti. Mert onu hiç kucağına alamadan cezaevine girmişti. Ben hayatıma devam etmeye çalıştım. Ataşehir’deki daireyi sattım. Yalanların duvarlarında uyumak istemedim. Demirci Holding’de resmen operasyon direktörü olarak çalışmaya başladım. Artık soyadımı saklamıyordum. Ama içimde sert bir şey oluştu. Çok sert. Yıllarca biri bana gülümsediğinde bile arkasındaki çıkarı aradım. Birinin iyiliğine bile güvenemedim. Ta ki Deniz ile tanışana kadar. Deniz bir mimardı, İzmirliydi. Bir öğretmen anne ile bir elektrikçi babanın oğluydu. Onu, kanserli çocuklar için düzenlenen bir yardım gecesinde tanıdım. Bir sütunun yanında tek başıma duruyordum, telefona bakıp kimseyle konuşmamaya çalışıyordum. — Bu kadar sıkılmış görünüyorsanız, burası sizin için iş denetimi gibi olmalı — dedi. Ona baktım, cevap vermeye hazırdım. — İş denetimi en azından kurallı olur. Güldü. Gerçekti. Zorlamadan. Bana işimi sormadı. Saatime bakmadı. Etkilemeye çalışmadı. Binalardan, eski mahallelerden, insanların oturduğu bir evin “ışık alan mutfağından” bahsetti. İstemeden hoşuma gitti. Onunla çıkmayı kabul etmem sekiz ay sürdü. Babamı öğrendiğinde etkilenmedi. Sadece biraz gerildi. — Harika — dedi — Şimdi herkes beni zengin kızın parasıyla yaşayan adam sanacak. — Seni rahatsız ediyor mu? — Asıl sorun, doğum gününde ne hediye alacağımı bilememek. Yarım Türkiye’yi alabilecek bir kadına. Bana kendi yaptığı ahşap bir bank hediye etti. Çarpık, ağır, kusurlu. Bahçeme koydum. Mücevher gibi baktım. Üç yıl sonra evlendik. Evlilik sözleşmesini ben istemeden imzaladı. — Ben planlarımla, eski arabamla ve yüzümle geldim — dedi — Eğer bir gün sana yetmezsem, onlarla giderim. Deniz’le birlikte iki çocuğum oldu: Valentina ve Mete. Hayatım sessiz, gürültülü, güzel bir şeye dönüştü. Yanık kahvaltılar, okul ödevleri, ıslak köpekler ve mutfakta kahkahalar… Sonra, boşanmadan beş yıl sonra Gülseren ofisimde ortaya çıktı. Onu ilk anda tanıyamadım. Artık parlak topuklular yoktu. Saçları ağarmıştı, eski bir çanta taşıyordu ve gözleri çökmüştü. — Elif — dedi — senden ricaya geldim. Para isteyeceğini düşündüm. Reddetmeye hazırdım. Ama Leo’dan bahsetti. Selin ile Mert’in oğlu lösemi olmuştu. Selin çocuğu bırakmıştı, Gülseren temizlik yaparak ilaç parasını ödüyordu. Çocuğun özel tedaviye ihtiyacı vardı. İçimde öfke yükseldi. O çocuk, geçmişteki ihanetin canlı bir hatırasındı. Ama aynı zamanda bir çocuktu. Valentina’yı düşündüm. Pijamalarıyla uyuyan kızımı. Annemin öğrettiği şeyi. — Sana para vermeyeceğim — dedim. Gülseren başını eğdi. — Anladım. — Ama hastaneyle ben ilgileneceğim. Leo’nun tedavisini Demirci Holding Vakfı karşılayacak. Sen tek kuruş ödemeyeceksin. Gülseren kaldırımda diz çöktü. — Affet beni — diye ağladı — her şey için. Ona baktım. Ne sevgi vardı ne de nefret. — Bunu senin için yapmıyorum. Bir çocuk, yetişkinlerin günahını ödememeli. Bunun kapanış olduğunu düşündüm. Yanılmışım. Bir ay sonra cezaevinden Mert’ten ziyaret talebi geldi. Genelde görmezden gelirdim. Ama notu okuyunca durdum. “Leo ile ilgili… ve senin neden hiç çocuğun olmadığıyla ilgili.” İçim buz kesti. O yıllarda çocuk istemiştim. Her ay sonuçsuz testlerle ağlamıştım. Mert beni sarar, “zamanı var” derdi. Gittim. Onu gördüğümde çökmüş, yaşlanmıştı. — Leo’ya yardım ettiğin için teşekkür ederim — dedi. — Onun için gelmedim. Yutkundu. — Sen kısır değildin Elif. Dünya bir an durdu. — Ne dedin? — Annem… sana acil doğum kontrol hapı veriyordu. Toz haline getiriyordu. Bazen evde yaptığımız içeceklere katıyordum. Vitaminlerini değiştiriyordu. Hamile kalırsan plan bozulur diyordu. Nefes alamadım. Tüm o yıllar… gözyaşlarım… suçladığım kendim… — Beni zehirledin mi? — diye fısıldadım. Ağladı. — Zayıftım. Ama şunu düşün… çocuk olsaydı, senden kopamazdım. Ayağa kalktım. — Bir konuda haklısın. Çocuklarımın damarlarında senin hiçbir şeyin olmayacak. — Elif lütfen… iyi halimi söyle… — Leo masum. Sen değilsin. Cezaevinden çıktığımda titriyordum. Deniz beni arabada bekliyordu. Sormadı. Sadece sarıldı. Onarmaya çalışmadan, sadece taşıyarak. Yıllar sonra Valentina on beş yaşına geldiğinde bana sevgilisini eve davet etmek istediğini söyledi. Onu izledim. Gözleri parlıyordu. Benim bir zamanlar sahip olduğum ama kaybettiğim o masumiyetle. Ona her şeyi anlatmadım. Sadece elini tuttum. — Kızım… güzel sev, ama kör sevme. Seni seven insan seni küçültmez, saklamaz, kullanmaz ve huzurunu çalmaz. Sarıldı bana. O gece anladım ki gerçek adalet Mert’in hapse girmesi ya da Gülseren’in düşmesi değildi. Gerçek adalet, çocuklarımın huzur içinde uyumasıydı. Ve ben artık kırılmamıştım. Sadece uyanıktım. Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
50 yaşındaki kayınvalidem 21 yaşında bir gençle evlendi ve onunla bir hafta boyunca kendini eve kapattı…
-
Gelin, bir şaka gibi yatağın altına saklandı, ancak kayınvalidesinin şu sözleri söylediğini duydu
-
İmamın Kızı Diye Yıllarca Benimle Alay Ettiler.
-
Kırık kemikleriyle hastane yatağında yatan anne, oğlunun “Bizim tatilimiz daha önemli,” dediğini duyunca sessizce her ay gönderdiği 500 bin lirayı kesti…
-
Bir baba, sekiz yıl boyunca eşini ve bebeğini kaybettiğine inanmıştı.
-
Babayla Nişanlısının Evliliği


