Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 17.05.2026 11 Görüntüleme

Torunumu sokakta titrerken gördüm 😢

2 / 2

—Affet beni.

Selim cevap vermedi.

Ertesi gün Aile ve Sosyal Hizmetler’e gittik. Sosyal hizmet uzmanı Selim’i iki saat dinledi. Başta utandı, sonra susturamadıkları bir öfkeyle her şeyi anlattı: çamaşır odasında uyumasını, aşağılanmaları, yemek meselesini, yılbaşı gecesini…

Derya çağrıldığında bembeyaz bir elbiseyle geldi. Elinde aile fotoğrafları, sosyal medya paylaşımları, “sevgi dolu anne” yazıları vardı. Selim’in yalan söylediğini, sorunlu olduğunu söyledi.

Tam o sırada beklenmeyen şey oldu.

Renan, 9 yaşındaki torunum, elini kaldırdı.

—Anne onu gerçekten dışarıda bırakıyordu. Ve bize onunla konuşmamamızı söylüyordu.

Derya’nın yüzü düştü.

Mert ağlamaya başladı.

Murat çocuklarına baktı ve ilk kez gerçeği gördü.

Sosyal hizmet uzmanı sessizlik istedi. Derya kalkmaya çalıştı ama Murat kolundan tuttu.

—Yeter —dedi—. Artık senin için yalan söylemeyeceğim.

Tam o sırada Derya bağırmaya başladığında, uzman masaya bir ses kaydı koydu. Selim’in kimseye gösteremediği o kayıt…

BÖLÜM 3

Ses kaydı, tabak çanak sesleriyle başladı. Ardından Derya’nın sesi geldi—soğuk, kontrollü, bağırmaktan bile daha keskin:

—Babanın kafanı doldurmasına izin vermeseydi, yerini bilirdin Selim. Burada yemek yemeni ben sağlıyorum. Burada uyumanı ben sağlıyorum. Ve bir gün ortadan kaybolsan, bu evde kimse senin için ağlamaz.

Kimse konuşmadı.

Sonra Selim’in sesi duyuldu. Kısık, kırık:

—Sadece babamın bana inanmasını istiyorum.

Derya’nın cevabı gecikmedi:

—Baban bana inanıyor çünkü ben onun eşiyim. Sen ise ölmüş bir kadının rahatsız edici hatırasısın.

Murat sanki göğsüne yumruk yemiş gibi iki büklüm oldu. Renan sessizce ağladı. Mert babasına sarıldı. Derya bunun “bağlamından koparıldığını”, sinir anında söylenmiş sözler olduğunu, herkesin yorulunca kötü konuşabileceğini söylemeye çalıştı.

Ama artık çok geçti.

Gerçek, ortaya çıktığında izin istemez.

Aile ve Sosyal Hizmetler resmi soruşturma başlattı. Savcılık dosyayı aldı. Ev haftalar sonra boşaltıldı. Ama Derya’nın beklediği gibi bağırışlarla değil; karton kutularla, pencerelerden bakan komşularla ve sosyal medyada kurulan “mükemmel aile” görüntüsünün gerçek hayatla çarpışmasıyla.

Murat boşanma davası açtı. Kendisi ve çocukları için psikolojik destek almaya başladı. Onu kahraman yapmayacağım; o da yanlıştı. Sustuğu için, Selim’i görmediği için, korkunun arkasına saklandığı için suçluydu. Ama en azından yıllar sonra ilk kez gözlerini kapatmayı bıraktı.

Derya, kendine ait sandığı evi kaybetti. Kusursuz anne imajını kaybetti. Kontrol etme gücünü kaybetti. Mahkeme ona zorunlu terapi, iletişim kısıtlamaları ve Selim’e tazminat kararı verdi. Ağladı ama Selim gözünü kaçırmadı.

—İntikam istemiyorum —dedi Selim—. Sadece bir daha kimseye bunu yapamasın.

O gün torunumun, kimsenin fark etmediği bir güce sahip olduğunu anladım.

Kocaeli’deki evi üç ay sonra sattım. Paranın bir kısmıyla Selim’in üniversitesini, bir kısmıyla da Renan ve Mert’in geleceğini ayırdım. O acının çocukların hayatını da zehirlemesine izin vermek istemedim.

Selim benimle Kocaeli’den ayrılıp Kocaeli’nin dışında, Kocaeli’ye yakın küçük bir ilçedeki evimde yaşamaya başladı. Başta kapı sesi duyunca irkiliyordu. Yemeğini çekmecede saklıyordu. Gece kimse görmezken ağlıyordu. Ama zamanla ev onu değiştirmeye başladı… ya da o evi değiştirdi.

Atölyemde marangozluk öğrendi. İlk yaptığı sandalye yamuktu. İkincisi dayandı. Üçüncüsünü Renan’a hediye etti; Renan ilk kez gelip özür dilediği gün.

—Korkuyordum —dedi kız.

Selim diz çöküp ona baktı.

—Ben de.

Sarılışları içimi parçaladı.

Murat her pazar gelmeye başladı. İlk zamanlar kapıda duruyordu. Sonra bahçeyi süpürdü. Sonra sofraya oturdu. Affetmek hemen olmadı; gerçek yaralar güzel sözlerle kapanmazdı.

Bir gün, sedir ağacından bir masayı zımparalarken Murat Selim’e yaklaştı.

—Seni korumadım —dedi—. Ve bu suçluluk benimle kalacak.

Selim zımparayı bıraktı.

—Evet, baba. Korumadın.

Murat başını eğdi.

—Biliyorum.

Uzun bir sessizlik oldu.

—Ama şimdi kalmaya çalışıyorsun —dedi Selim—. Ve bu… belki bir şeyleri değiştirebilir.

Sarıldılar. Filmlerdeki gibi değil. Kusursuz değil. Kırık, utanmış, yılların sessizliğiyle dolu bir sarılmaydı ama gerçekti.

Bir sonraki yılbaşı gösterişli bir masa yoktu. Börekler, salep, buğulanmış pencereler, üç tane Selim’in yaptığı sandalye vardı. Renan ağacın tepesine yıldızı koydu. Mert yemekleri biraz yaktı, hepimiz bir an sessiz kaldık.

Selim tabağı aldı, tadına baktı ve:

—Böyle daha güzel —dedi.

Hepimiz güldük. Murat ağladı.

Ben, köşesi kırık ama sonunda dürüst bir aileye baktım. O buz gibi geceyi, kapıda titreyen çocuğu, içerideki sessiz zulmü düşündüm.

Ve şunu anladım: Bazen yılbaşı, herkes sofraya oturduğunda değil… birinin kalkıp dışarıda bırakılanı içeri aldığında başlar.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp