DOLAR
Alış: 45.79
Satış: 45.97
EURO
Alış: 53.36
Satış: 53.58
GBP
Alış: 61.55
Satış: 62.01
Torun, rahatını feda ederek her gün banyoda ders çalışıyordu
- BÖLÜM 1 —Torunum ödevini banyoya kapanarak yapıyordu, klozetin kapağına oturup ders çalışıyordu ve evimizde kimse bana nedenini söylemiyordu. Onu ilk kez o halde gördüğümde içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Elif henüz on iki yaşındaydı. Sessiz, uslu bir çocuktu; her zaman yanaktan öperek selam veren, bir bardak su içse bile “teşekkür ederim” diyen türden bir kızdı. Üç ay önce oğlum Murat, eşi Zeynep ve Elif’le birlikte İstanbul’daki evime taşınmışlardı. “Sadece tadilat bitene kadar kalacağız,” demişlerdi. Ben de sevinmiştim. Yıllardır sadece bayramlarda görebildiğim torunumu artık her gün yanımda olacak diye düşünmüştüm. Ev yeniden canlanacak sanmıştım. Ama ilk haftadan itibaren bir şeylerin yolunda olmadığını hissettim. Bir gece koridordaki banyodan garip bir ses duydum: kalemin kâğıda sürtünmesi. Kapıyı çaldım. —Elif? Orada mısın? İçeriden kısa bir sessizlik oldu. —Evet, anneanne. —Ne yapıyorsun? —Ödevimi. Kapıyı yavaşça açtım. Loş ışıkta, dizlerinin üzerinde defteriyle matematik soruları çözen Elif’i gördüm. Omuzları gergindi, sanki saklanıyordu. —Kızım, neden salonda yapmıyorsun? Orada büyük masa var. Elif gözlerini indirdi. —Burayı seviyorum. —Ama burada rahat olmaz. Işık da az. —Önemli değil. Alıştım artık. “Alıştım.” Bu cümle içimi daha çok acıttı. Hiçbir çocuk banyoda ders çalışmaya alışmamalıydı. O akşam Murat gazeteye bakarken sordum: —Elif neden ödevini banyoda yapıyor? Oğlum başını bile kaldırmadı. —Mahremiyet istiyordur anne, bırak. Sesi soğuktu. Benim büyüttüğüm Murat gibi değildi. Zeynep bulaşık yıkarken hiçbir şey söylemedi ama süngeri sıkışından gerildiğini fark ettim. Sonra daha tuhaf şeyler olmaya başladı. Yemekte dört tabak hazırlanıyordu ama Zeynep neredeyse hiç yemiyor, sonra yemek dolu bir tepsiyle ortadan kayboluyordu. Çamaşır sepetinde Elif’e ait olmayan küçük beden kıyafetleri görüyordum. Sorduğumda Zeynep gülümseyerek: —Eski kıyafetlerim, anne, diyordu. Ama inanmadım. En çok da evin arka odası beni rahatsız ediyordu. Murat ile Zeynep o odayı sürekli kilitli tutuyordu. —Burası çalışma odası —dedi oğlum— önemli evraklar var. Lütfen girme. Bir gün içeriden bir gürültü duydum. Bir şey yere düşmüştü. —Orada biri mi var? —diye seslendim. Cevap gelmedi. O gece uyuyamadım. Alt kattan hafif ayak sesleri, mobilya sürtünmeleri ve fısıltılar geliyordu. Sabah olduğunda Murat’ın gözleri çökmüştü, Zeynep ise ağlamış gibiydi. Günler sonra Elif’i yine banyoya doğru giderken gördüm, çantasıyla birlikte. Onu kolundan tuttum. —Gerçeği söyle bana kızım. Neden orada ders çalışıyorsun? Gözleri doldu. —Söyleyemem. —Neden? —Çünkü babam senin anlayamayacağını söyledi. Göğsüme bir yumruk yemiş gibi oldum. Benim anlayamayacağım neydi? O gece, yıllar önce gömmeye çalıştığım bir anı aklıma geldi. Beş yıl önce Murat bana Zeynep’le evleneceğini söylediğinde, Zeynep’in önceki evliliğinden bir çocuğu olduğunu da öğrenmiştim. O gün ağzımdan çok ağır sözler çıkmıştı. Başka birinin çocuğunu büyütmenin zor olduğunu, engelli bir çocuğun yük olabileceğini söylemiştim. Murat o an donup kalmış, kalkıp gitmişti. O günden sonra o çocuktan hiç bahsetmemişti. Ertesi sabah mutfaktan Zeynep’in fısıltısını duydum. —Günaydın yavrum. İyi uyudun mu? Ama Elif görünürde yoktu. Kapısı aralık odaya yaklaştım. Zeynep birine yemek yediriyordu… ama kimi olduğunu göremiyordum. Ve o anda anladım: evimin içinde saklanan gerçek, kilitli bir kapının ardındaydı… ve o kapı yakında açılacaktı. BÖLÜM 2 O gün Murat ile Zeynep’in doktora gideceklerini söylediler. Sabah erkenden evden çıktılar, Elif’i bana bırakarak. Kapı kapanır kapanmaz torunum odama geldi. Yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu. —Anneanne… sana bir şey göstermem lazım. —Ne oldu kızım? —Lütfen benimle gel. Onu koridorda takip ettim. Her adımı sanki zorla atıyordu. Evin arka tarafındaki kilitli kapının önünde durdu. Kazak cebinden küçük bir anahtar çıkardı. —Bunu babam bilmiyor. Kopyasını yaptırdım. —Elif, bu doğru değil… —Lütfen anneanne. Görmelisin. Anahtar döndü. Kapı açıldı. Nefesim kesildi. Burası bir çalışma odası değildi. Duvarlar ses yalıtımlı panellerle kaplanmıştı. Kalın perdeler, duyusal oyuncaklar, renkli toplar, yumuşak ışık veren lambalar ve korkuluklu bir yatak vardı. Raflarda etiketli dosyalar duruyordu: “terapiler”, “tıbbi raporlar”, “günlük rutin”, “kriz anları”. Yerde, halının üzerinde yaklaşık on beş yaşlarında bir kız oturuyordu. Uzun siyah saçları vardı, büyük gözleri sakindi. Elinde tahta bir parçayı çevirip duruyordu. Bizi görünce başını kaldırdı ama konuşmadı. —Bu kim? —dedim, sesim titreyerek. Elif yutkundu. —Ablam… adı Lale. —Senin ablan yok. —Var anneanne. Annemin kızı. O benim ablam. Dizlerimin bağı çözüldü. —Murat bana Zeynep’in çocuğu olmadığını söylemişti… —Babam yalan söyledi. Bu söz içimi bıçak gibi kesti. —Neden? Elif ağlamaya başladı. —Sen engelli bir çocuğun yük olduğunu söylemiştin. Kan bağı olmayanın aile olmadığını söylemiştin. Babam, Lale’yi öğrenirsen onu evden kovarsın diye korktu. O an her şey geri döndü. Söylediğim ağır sözler, gururum, Murat’ın yüzündeki o kırık ifade… Hepsi benim yüzümden bir korkuya dönüşmüştü. Duvara yaslandım. —Lale… bütün bu zaman burada mıydı? —Evet. —Kilitleyerek mi? —Hayır. Bu oda onun güvenli alanı. Gürültü ve ışık ona zarar veriyor. Burada daha sakin. Elif Lale’nin yanına oturdu, elini tuttu.
- —Lale otizmli, anneanne. Konuşamıyor ama çok şey anlıyor. Sadece huzura ihtiyacı var. O an tüm parçalar yerine oturdu: gizlenen yemekler, fazladan kıyafetler, gece sesleri, Murat’ın yorgunluğu, Zeynep’in sessiz gözyaşları… —Peki sen… neden banyoda ders çalışıyordun? —diye sordum. Elif gözlerini sildi. —Kalem sesi ve sayfa hışırtısı ona acı veriyor. Bazen kriz geçiriyor, kendine zarar veriyor. Banyonun kapısı kalın. Ses dışarı çok çıkmıyor. On iki yaşındaki torunum, hiç tanımadığı bir ablayı korumak için kendini banyoya kapatmıştı. Ben ise onu bilmeden yargılamıştım. Lale küçük bir oyuncak bıraktı ve bir defter aldı. İçini açtı. Bir resim vardı: Murat, Zeynep, Elif ve Lale el ele. Hepsi gülümsüyordu. Köşede ise tek başına duran bir kadın vardı. Elif fısıldadı: —O sensin anneanne… Lale seni böyle çiziyor. Her gün soruyor seni. Ağzımı kapattım. Gözyaşlarım durmadı. —Allah’ım… ben ne yaptım? Lale bana baktı. Yavaşça elimi uzattım. Korkutmaktan çekiniyordum. —Beni affet Lale… Seni görmezden geldim. Seni bilmeden yargıladım. Lale cevap vermedi. Ama başını hafifçe elime yasladı. Küçük bir gülümseme belirdi yüzünde. Elif ağlayarak güldü: —Seni sevdi… Lale nadiren yeni insanlara böyle yaklaşır. Dizlerimin üzerine çöktüm. Lale’yi dikkatle kucakladım. Elif de bize katıldı. Üçümüz yerde, sessizce ağladık. Tam o anda kapı açıldı. —Geldik! Elif? —diye seslendi Murat. Saniyeler içinde merdivenleri çıktı. Kapı açık odayı görünce durdu. Zeynep arkasındaydı. Beni Lale’yi sarılmış halde görünce ikisi de dondu. —Anne… —dedi Murat, sesi titreyerek. Zorla ayağa kalktım. —Murat… özür dilerim. Hepsi benim yüzümden. Zeynep hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Murat bir an sessiz kaldı. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. Ve ben her şeyi bildiğimi sanırken, oğlum yıllardır sessizce taşıdıkları gerçeği anlatmaya başladı… BÖLÜM 3 Murat yüzünü ellerinin arasına aldı. Onu ilk kez bu kadar çökmüş görüyordum. —Ben de hata yaptım anne —dedi—. Seninle konuşmalıydım. Lale’yi tanıma şansı vermeliydim. —Hayır oğlum… Sen sadece aileni, benim verebileceğim zarardan korumaya çalıştın. Zeynep Lale’nin yanına yaklaştı, saçlarını düzeltti ve bana baktı. —Murat bana “Lale’yi evlat olarak göstermeyelim” dediğinde çok kırıldım. Ama onun gözündeki korkuyu gördüm. Seni kaybetmek istemiyordu… ama Lale’nin reddedilmesine de izin veremezdi. Murat derin bir nefes aldı. —Üç ay önce Lale için yoğun bir terapi süreci başladı. Evimiz caddeye yakındı, gürültü onu çok etkiliyordu. Senin evin ise idealdi: sessiz, geniş, bahçeli. Ama gerçeği söylemeye cesaret edemedim. “Tadilat” bahanesini uydurdum. Her kelime içime taş gibi oturuyordu. —Sabahları sen yürüyüşe çıktığında Lale’yi yıkıyor, kahvaltısını veriyorduk —dedi Zeynep—. Geceleri sen uyuyunca onunla vakit geçiriyorduk. O yüzden hepimiz çok yorgunduk. Elif’e baktım. —Ve sen banyoda ders çalışıyordun. Torunum omuzlarını silkti. —Lale benim ablam. Onu seviyorum. Bunu o kadar sade, o kadar temiz söyledi ki utandım. On iki yaşındaki bir çocuk, ben altmış sekiz yaşımdayken bile daha doğru seviyordu sevgiyi. Lale’nin elini tuttum, sonra Murat ve Zeynep’e baktım. —Onu bana doğru düzgün tanıtın. Zeynep daha çok ağladı. —Teresa anne… bu benim kızım Lale. On beş yaşında. Konuşamıyor ama hissediyor, anlıyor, seviyor. O benim en değerlim. Lale’nin küçük elini okşadım. —Hoş geldin Lale. Bugünden sonra saklı değil. Kenarda değil. Sen benim torunumsun. Lale bana baktı ve yine gülümsedi. O gece ilk kez masaya beş tabak koyduk. Sessizce, yavaşça yemek yedik. Lale yanımda oturdu. Makarnayı uzattığımda elime hafifçe dokundu. Bu onun “teşekkür ederim” deme biçimiydi. Yemekten sonra Zeynep bana odadaki her şeyi anlattı: kriz anları için ses yalıtımı, terapötik oyuncaklar, yumuşak ışıklar, günlük rutinler… Artık söz kesmedim. Bilmediğim bir konuda hüküm vermek istemiyordum. Öğrenmek istiyordum. Uyumadan önce Lale’nin odasına gittim. Kapı açıktı. Yatakta çizim yapıyordu. Beni görünce yeni bir resim gösterdi: önceki aile, ama bu kez beş kişiydik ve hepimiz el ele tutuşuyorduk. Resmi göğsüme bastırdım. —Teşekkür ederim kızım… Lale ayağa kalktı ve ilk kez kendi isteğiyle bana sarıldı. Küçük, sıcak ve güven dolu bir bedendi. —Seni seviyorum Lale —diye fısıldadım. O cevap vermedi ama daha sıkı sarıldı. Bu onun cevabıydı. O günden sonra evimiz değişti. Kapıdaki kilidi kaldırdık. Salona özel perdeler takıldı, terapi için bir köşe düzenlendi. Elif artık büyük masada ders çalışıyordu. Murat’ın yüzündeki suçluluk kayboldu. Zeynep artık bakışlarıyla özür dilemiyordu. Ben her sabah Lale’yi parka götürmeye başladım. İlk günler sadece on dakika yürüyebiliyorduk. Yapraklara bakıyor, kuş seslerini dinliyor, ağaçlara dokunuyordu. Onu acele ettirmemeyi öğrendim. Sevginin ritmi zorlamamak olduğunu öğrendim. Bir gün komşu sordu: —Teresa Hanım, o genç kız kim? Başımı kaldırdım. —Torunum Lale. —Başka torununuz olduğunu bilmiyordum. —Ben de eskiden bilmiyordum —dedim—. Ama artık biliyorum. Zeynep’in çalıştığı özel eğitim okulunda gönüllü olmaya başladım. Konuşamayan çocuklarla, korkunca çığlık atanlarla, çizimlerle iletişim kuranlarla tanıştım. Eskiden “yazık” derdim. Şimdi onların eksik değil, sadece farklı dünyaları olduğunu biliyordum. Lale’nin on beşinci yaş gününü evde kutladık. Gürültüsüz, patlamayan balonsuz, kalabalıksız. Sadece beş kişiydik. Küçük bir çikolatalı pasta ve kısık sesle söylenen bir şarkı vardı. Mumunu üflediğinde hepimiz sessizce alkışladık. Lale yanıma geldi ve bana sarıldı. Murat ağladı. —Teşekkür ederim anne… —Bana teşekkür etme —dedim—. Siz bana aile olmayı öğrettiniz. Elif gülümsedi. —Keşke en başından bilseydik anneanne. Onu kucakladım. —Evet kızım… ama önemli olan artık bilmemiz. Aradan bir yıl geçti. Lale artık kapalı bir odanın arkasında yaşamıyor. Odasının kapısı hep açık. Komşular onu adıyla selamlıyor. Elif onu arkadaşlarına anlatıyor. Murat ve Zeynep artık saklamıyor, kaçmıyor. Bu sabah Lale bana yeni bir resim gösterdi: büyük bir ev, pencerede el ele tutuşmuş beş kişi. Önce bana baktı, sonra kendi göğsünü gösterdi ve ardından benimkini işaret etti. Tam olarak anladım. Kalplerimiz birbirine bağlanmıştı. Hayat bazen insanı kendi utancıyla yüzleştirir. Ben yanılmıştım. Kırıcıydım. Bir aileyi korkuya mahkûm etmiştim. Ama öğrendim ki gerçek sevgi varsa, insan değişebilir, affedebilir ve yeniden inşa edebilir. Aileyi kan değil; kalan, bakan, koruyan ve anlamayı öğrenen insanlar kurar. Ve bir zamanlar benim evimde saklanan Lale, sonunda bana kalbimi açmayı öğreten en büyük öğretmen oldu.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Torun, rahatını feda ederek her gün banyoda ders çalışıyordu
-
Annem, 75 yaşında bir kadın, karnının sanki ateşler içinde yanıyormuş gibi ağrıdığını söyledi
-
Yedi yaşındaki oğlum bana, “Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor,” dedi
-
Yedi yaşındaki oğlum bana, “Annemin arkadaşı sen seyahate çıktığında bizim yatakta uyuyor,” dedi
-
Uzun bir uçuş sırasında, ağlayan bir çocuk tüm yolcuları rahatsız ederken, bitkin düşmüş annesi çaresizce çırpınıyordu
-
Hastalanan babamı kurtarmak için yaşlı bir adamla evlendim


