DOLAR
Alış: 45.87
Satış: 46.06
EURO
Alış: 53.37
Satış: 53.59
GBP
Alış: 61.63
Satış: 62.08
Evlatlık bir kız, kuzenleri oyun oynarken bulaşık yıkamaya zorlandı..
- Benim adım Mert, 35 yaşındayım ve kızımın adı Lila. Onu iki yaşındayken bir devlet bakım evinden evlat edinmiştim. Minik eliyle parmağımı tuttuğu ilk anda, onunla kan bağım olmasına gerek olmadığını anlamıştım. Lila benim hayatım olmuştu; sabah uyanma sebebim, her şeye rağmen eve dönme gücüm. Ama anne babam Hasan ve Ayşe, onu hiçbir zaman tam olarak kabul etmedi. Lila’yı evlat edineceğimi söylediğimde annem yüzünü buruşturmuştu. —“Neden evlenip kendi çocuğunu yapmıyorsun?” Babam ise her zamanki gibi daha soğuktu. —“Evlatlık çocuk, öz torun gibi olmaz Mert.” Ben yine de değişirler diye düşündüm. Lila evin içinde koşup güldükçe, küçük kollarıyla onlara sarıldıkça yumuşayacaklarını sandım. Ama hiçbir şey değişmedi. Yine de onlara yardım etmeyi sürdürdüm. Babam uzun yıllar çalıştığı işini kaybetmişti, annem ise geçici işlerle ayakta durmaya çalışıyordu. Çocukluğumun geçtiği Kadıköy’deki eski apartman dairesi, borçlar yüzünden elden gitmek üzereydi. Ben mühendis olarak çalışıyordum ve hem Lila’ya hem kendime hem de aileme yetecek kadar kazanıyordum. Her ay düzenli para gönderiyor, evin ayakta kalmasını sağlıyordum. Onlardan açık bir teşekkür hiç duymadım ama “Ailem, doğru olan bu” diyordum. Kız kardeşim Selin ise her zaman “mükemmel evlat”tı. İki kızı vardı: Ece ve Defne. Ailem için onlar “gerçek torunlardı”. Onlara hediyeler alınır, parklara götürülür, her küçük başarıları bile kutlanırdı. Lila ise çoğu zaman görmezden gelinirdi. Ziyarete gittiğimizde Ece ve Defne sarılır, hediyeler alırdı. Lila’ya ise kısa bir “merhaba” yeterdi. Bunu fark ediyordum ama kendimi “yanlış anlıyorum” diye avutuyordum. Bir Cuma günü Maslak’ta önemli bir iş toplantım vardı. Selin çocuklarını annem ve babamın evine bırakmıştı. Ben de Lila’nın kuzenleriyle vakit geçirmesinin iyi olacağını düşündüm. Çok heyecanlıydı. Mor çantasını aldı, iki oyuncağını ve paylaşmak için bisküvilerini koydu. —“Söz, uslu olacağım baba,” dedi arabadan inerken. Onu alnından öptüm. —“Sadece oyna ve eğlen, meleğim. Akşam seni alacağım.” Annem kapıda gülümseyerek karşıladı. —“Bırak, biz bakarız.” Ne kadar da safmışım. Toplantı uzadı, akşam geç saatlerde eve döndüm. Kapıya yaklaşırken mutfaktan bağırışlar duyuldu. —“Her yeri batırdın! İşe yaramaz kız!” Kapıyı çalmadan açtım. Lila oradaydı. Tahta kasanın üstünde, gözyaşları içinde, köpük dolu lavaboda bulaşık yıkıyordu. Kolları sırılsıklamdı, elleri titriyordu. Ece ve Defne ise masada yeni oyuncaklarıyla oynayıp gülüyorlardı. —“Bak, hizmetçi gibi,” dedi içlerinden biri. İçimde bir şey koptu. —“Burada ne oluyor?” Lila beni görünce koştu ve boynuma sarıldı. —“Baba… özür dilerim… bulaşıkları düzgün yıkayamadım.” Onu o kadar sıkı sarıldım ki titrediğini hissettim. Anneme ve babama döndüm. —“Benim kızım neden bulaşık yıkıyor?” Annem elindeki önlüğü sakince düzeltti. —“Abartma Mert. Sadece faydalı olmayı öğrensin istedik.” —“O altı yaşında.” Babam alaycı bir nefes verdi. —“Selin’in kızları öyle iş yapmaz. Onlar bizim gerçek torunlarımız.” Mutfak bir anda sessizleşti. Lila bana daha sıkı sarıldı. —“Gerçekten mi?” dedim kısık bir sesle. “Yani benim kızım sayılmıyor mu?” Annem bir şey söylemeye çalıştı ama artık çok geçti. Lila’nın çantasını aldım, onu kucağıma kaldırdım ve o evden hiç arkamıza bakmadan çıktım. Arabayı açarken annemin “drama yapıyorsun” diye bağırdığını duydum. Ama onların bilmediği şey şuydu: O gece, tüm hayatlarını değiştirecek bir karar verecektim… BÖLÜM 2 Lila yol boyunca hiç konuşmadı. Kadıköy’den Üsküdar’a doğru ilerlerken camdan dışarı bakıyor, mor çantasını göğsüne sıkıca sarıyordu. Ben direksiyonu öyle sıkmıştım ki parmaklarım beyazlamıştı; öfkemin ona yansımasını istemiyordum. Yolun yarısında sessizliği küçük sesi bozdu. —“Baba… dedemler beni neden sevmiyor?” Göğsümde bir şey sıkıştı, nefesim daraldı. Bir süre cevap veremedim. Bir çocuğa, sevginin kan bağına indirgendiği kadar dar bir düşüncenin nasıl anlatılacağını bilemezsin. Bir çocuğa, onu koruması gereken yetişkinlerin onu “daha az” gördüğünü nasıl söylersin? Arabayı yol kenarında durdurdum, kontağı kapattım ve ona döndüm. —“Beni iyi dinle Lila. Sen hiçbir şey yanlış yapmadın. Sen benim kızım, ailemsin. Seni sevmeyi bilmeyen varsa, sorun onlardadır, sende değil.” Başını eğdi. —“Ama Ece ve Defne gibi olmadığım için yardım etmem gerektiğini söylediler.” Dişlerimi sıktım. O gece onu erken yatırdım. Ilık süt hazırladım, en sevdiği pijamasını giydirdim ve uyuyana kadar yanında oturdum. Gözleri kapandığında salona geçtim, internet bankacılığını açtım ve her ay otomatik olarak annemle babamın hesabına giden ödemelere baktım. Yıllardır onları ayakta tutuyordum. Borçlarını, faturalarını, ilaçlarını, ev masraflarını ben karşılamıştım. Ve tüm bunları yaparken onlar benim kızımı aşağılamıştı. Tüm otomatik ödemeleri iptal ettim. Ayrıca her ay gönderdiğim ek desteği de kestim. Ne haber verdim, ne tartıştım, ne de açıklama yaptım. Sadece ipi çektim. İlk günler zordu. Lila değişmişti. Artık resim yaparken şarkı söylemiyordu. Okulda ne yaptığını heyecanla anlatmıyordu. Kağıtlara hep tek başına duran küçük bir kız çiziyordu. —“Bu kim?” diye sorduğumda: —“Kimse,” diyordu. İçim parçalanıyordu. Onu parka götürdüm, dondurma aldım, birlikte oyunlar oynadık. Onun güvenini yeniden inşa etmeye çalıştım. Üç hafta sonra telefonum çaldı. Mutfakta çorba yapıyordum. Arayan babamdı. Açmadım. Tekrar aradı. Bu kez açtım.
- —“Mert, ne yaptın sen?” dedi, selam bile vermeden— “Banka yazı göndermiş. Ödemeler gecikmiş.” —“O zaman siz ödeyin.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra annemin sesi arka plandan geldi; muhtemelen hoparlördelerdi. —“Oğlum, bize bunu yapamazsın. Burası senin büyüdüğün ev.” Acı acı güldüm. —“İlginç… Lila mutfakta ağlarken de burası benim büyüdüğüm evdi.” —“Abartıyorsun,” dedi babam. —“Hayır. Abartmak, olanı büyütmektir. Siz küçülttünüz.” Annem ağlamaya başladı. —“Mert, lütfen… hata yaptık.” —“Hata bir bardak kırmaktır. Siz bir çocuğu küçümsediniz.” Babam sertleşti. —“Bizi evsiz bırakacak mısın?” —“Bu bir sonuç.” —“Biz aileniziz.” —“Lila da benim ailem.” Annemin söylediği son cümle her şeyi bitirdi. —“Ama aynı şey değil Mert. O gerçek torun değil. Ece ve Defne kan bağı.” Gözlerimi kapattım. Gerçek ortaya çıkmıştı. —“Bunu açıkça söylediğiniz iyi oldu,” dedim— “Bundan sonra benimle iletişime geçmeyin. Lila’ya da yaklaşmayın.” Telefonu kapattım ve hepsini engelledim. Bir hafta sonra Selin aradı. Açtım çünkü biliyordum, yok sayarsam daha kötü olacaktı. —“Sen delirdin mi?” diye bağırdı— “Annem her gün ağlıyor. Babam perişan. Ev gidecek!” —“Bunu daha önce düşünmeliydiniz.” —“Bir çocuk yüzünden mi?” Kanım kaynadı. —“Lila bir çocuk, Selin.” Sessizlik oldu. Sonra zehir gibi bir cümle söyledi: —“Annem diyor ki sen zaten hep hassastın çünkü Lila’nın gerçek kızın olmadığını biliyorsun.” Bir an nefesim kesildi. —“Ne dedin sen?” —“Yanlış anlama…” —“Tam olarak ne düşündüğünüzü söyledin.” Sonra ekledi: —“Zaten aileye fazla para harcıyordun. Sana göre bu bir görevdi çünkü gerçek bir ailen yoktu.” Gözlerim karardı. —“Bir daha beni arama,” dedim. —“Mert, dur…” Kapattım. Ama asıl darbe daha gelmemişti. İki ay sonra bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi: “Bugün ailen evden çıkarıldı. Ev satıldı. Yardım edeceksen et.” Lila salonda bloklarla oynuyordu. Ona baktım. Ve hayatımızı tamamen değiştirecek sınavın kapıya dayandığını anladım… BÖLÜM 3 Aynı akşam, gökyüzü kararıp Kadıköy’de ince bir yağmur başlamışken kapı zili çaldı. Ben Lila için sipariş ettiğim yemeği bekliyordum. Ama kapıyı açtığımda karşımda annem ve babamı gördüm. Annem sırılsıklamdı, saçları yüzüne yapışmıştı, elinde bir market poşeti vardı. Babam eski bir mont giymiş, sırtında küçük bir çanta taşıyordu. Yorgun, bitkin ve yaşlanmış görünüyorlardı. —“Mert,” dedi annem sesi titreyerek— “lütfen. Gidecek yerimiz yok.” Babam gözlerime bakmıyordu. —“Banka evi aldı. Birkaç gün kalmamız lazım, bir şey bulana kadar.” Bir an için içimdeki “evlat” refleksi çalıştı. Onları içeri almak, çözmek, toparlamak istedim. Kapıyı açıp her şeyi üstlenmek… eski ben olsaydım bunu yapardım. Ama sonra salondan Lila’nın kahkahasını duydum. Kanepede, pembe battaniyeye sarılmış çizgi film izliyordu. Haftalardır ilk kez huzurluydu. Ve o an mutfaktaki ağlayan halini hatırladım. Küçük ellerinin titreyerek bulaşık yıkamasını. Arabada sorduğu soruyu: “Dedemler beni neden sevmiyor?” —“Hayır,” dedim. Annem gözlerini açtı. —“Ne demek hayır?” —“İçeri girmiyorsunuz.” —“Biz senin ailendeyiz, Mert.” —“Ve siz, kızımın aile olmadığını söylediniz.” Babam dişlerini sıktı. —“Özür diledik.” —“Hayır. Yardım istediniz. Özür değil.” Annem ağlamaya başladı. —“Hata yaptık. Sinirliydik. Çocuklar ortalığı karıştırıyordu, Lila’ya yardım et dedim… ağzımdan kaçtı.” —“Kaçmadı,” dedim— “Bu düşünce yıllardır içindeydi.” Babam sesini yükseltti. —“Bizi sokağa mı atacaksın?” —“Sizi sokağa atmıyorum. Sizi kurtarmayı bırakıyorum.” Annem göğsüne elini götürdü. —“Ne kadar da acımasız oldun.” Bu kelime içimi acıttı ama geri adım atmadım. —“Acımasız olan, altı yaşındaki bir çocuğu ‘değersiz’ hissettirmektir. Acımasız olan, birine torun diye sevgi verip diğerini hizmetçi gibi görmektir. Acımasız olan, yıllarca benim paramı alıp çocuğuma değer vermemektir.” Babam ilk kez doğrudan bana baktı. —“Sen o çocuğu evlat edindikten sonra değiştin.” —“Evet,” dedim— “Baba oldum.” Sessizlik uzadı. Annem içeri bakmaya çalıştı. —“Lila’yı görmek istiyorum.” Önüne geçtim. —“Hayır.” —“Mert…” —“Lila’ya yaklaşmayacaksınız. Ta ki yaptığınızın ne olduğunu anlayana kadar. Ve bugün buraya pişman olduğunuz için değil, evsiz kaldığınız için geldiniz.” Babam başını eğdi. Annem ağlamaya devam etti ama artık beni geri çekemiyordu. —“Selin’i bulun,” dedim— “O sizin ‘gerçek aile’nizdi ya.” Annemin yüzü soldu. —“Onun da durumu yok…” —“O zaman çözümü kendiniz bulun.” Kapıyı kapattım. Diğer tarafta seslerini duydum. İçimde bir yer sızladı. Çünkü bu insanlar anne-babamdı. Ama bazı bağlar, insanı iyileştirmek yerine sürekli yaralar. Salona döndüm. Lila bana baktı. —“Kimdi baba?” Yanına oturdum, battaniyesini düzelttim. —“Önemli biri değil, canım.” Ama o gözlerimden anladı. —“Dedemler miydi?” Yalan söylemedim. —“Evet.” Lila başını eğdi. —“Artık onlar için ağlamak istemiyorum.” Onu kucakladım. —“Zorunda değilsin.” Günler geçti. Selin defalarca aradı, aile dağılıyor diye bağırdı. Annem ve babamın bir tanıdığın yanında küçük bir odada kaldığını, babamın güvenlik işi aradığını, annemin yemek yapıp sattığını söyledi. Cevap vermedim. Çünkü artık şunu anlamıştım: Çocuğunu inciten birine yardım etmek iyilik değil, kendini inkâr etmektir. Lila yavaş yavaş iyileşti. Tekrar şarkı söylemeye başladı. Eve geldiğimde bana koşarak sarıldı. Bir gün bana bir resim verdi: Ben ve o el ele tutuşuyorduk, küçük bir evin önünde büyük bir güneş vardı. —“Dedemler nerede?” diye sordum dikkatlice. Omuz silkti. —“Sığmadılar.” Gözlerim doldu ama gülümsedim. Bir gece, ona masal okurken dedi ki: —“Baba… ben onları affediyorum. Ama gitmek istemiyorum.” Kitabı kapattım. —“Affetmek, tekrar aynı şeyi yaşamak zorunda olmak değildir.” Başını salladı. —“O zaman uzaktan affediyorum.” Onu sıkıca sardım. Altı yaşındaki bu çocuk, onu küçümseyen tüm yetişkinlerden daha büyüktü. Zamanla öğrendim ki aile, aynı soyadı taşımak değildir. Aile, seni koruyan kişidir. Bir çocuğun gözyaşını görmezden gelmeyendir. Ailem bir ev kaybetti. Ben, kızımı korumak için taşıdığım yükten kurtuldum. Ve Lila, onların hiç anlayamadığı bir şeyi kazandı: Babasının onu her zaman seçeceğini bilmek…
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Babası Oğluna Ders Vermek İstedi Köyden Bir Kızla Evlendirmek İstedi Ama Umadığı Şey Başına Geldi
-
Kocam beni evden yaklaşık 50 kilometre uzakta, yol kenarında bırakıp gitti
-
Şimdi 44 yaşında bir adamım. Ve son 7 yıldır, biyolojik olarak bana ait olmayan 10 çocuğun babalığını yapıyorum.
-
Yetmiş bir yaşındaki bir dul kadınla para ve başımı sokacak bir çatı uğruna evlendim
-
Bizi evden çıkarmak için bodruma kilitlediler, ama eşim kulağıma fısıldadı
-
Kızım bana bağırarak, sadece acıdıkları için bana katlandıklarını söyledi.


