DOLAR
Alış: 45.80
Satış: 45.99
EURO
Alış: 53.35
Satış: 53.56
GBP
Alış: 61.60
Satış: 62.06
Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar
Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar… bilmeden ki babam onu hepsini batırmak için hazırlamıştı. 💸
Annem banka hesap cüzdanlarını sanki ben orada oturmuyormuşum gibi dağıttı. Altın bilezikler gözlerimin önünde el değiştirdi. Cenazeyi benim ödediğimi kimse ağzına bile almadı.
Babamı toprağa vereli henüz kırk gün olmuştu.
Kırk gün.
Ve hâlâ hastane koridorunda geçirdiğim yetmiş üç gecenin ağrısı sırtımdan çıkmamıştı.
Suyunu değiştiren bendim.
Doktorlarla konuşan bendim.
Artık adımı söyleyemediği anlarda elini tutan bendim.
Ağabeyim hiç gelmedi.
Hep işi vardı.
Ablam da gelmedi.
Hep “çıkamıyordu”.
Ama babam son ana kadar onları bekledi.
Kapı her açıldığında gözlerini kaldırıyordu.
Ve gelen onlar olmayınca, bakışları biraz daha sönüyordu.
Öldüğünde annem ağabeyimi aradı.
O ise annemin nasıl olduğunu sormadı.
Babamın nasıl öldüğünü de sormadı.
İlk söylediği şey şuydu:
— Cenaze masraflarını nasıl yapacağız?
Ablam tek kuruş vermedi.
Tabutu ben ödedim.
Mevlidi.
Çayı.
Yemeği.
Mezarlığı.
Tam 58 bin lira.
Hepsini tek tek bir deftere yazdım.
Para istemek için değil.
Sonra hiç yaşanmamış gibi davranırlarsa delirmemek için.
Ve aynen bunu yaptılar.
O pazar günü hepimizi salona oturttular.
Babamın televizyon açıkken maç izlediği aynı salon.
Bütün gün çalıştıktan sonra çizmeleri ayağındayken uyuyakaldığını gördüğüm aynı salon.
Annem metal bir kutuyu masanın üstüne koydu.
İçinde tapular, kamyonetin ruhsatı, iki banka cüzdanı ve anneannemden kalan altın bilezikler vardı.
Ağabeyim karısıyla birlikte annemin sağına geçti.
Ablam soluna oturdu, kocası hâlâ telefona bakıyordu.
Bense en köşede kaldım.
Her zamanki gibi.
Annem bana bakmadan kutuyu açtı.
— Ağabeyin daha çok zorlanıyor, dedi. — Ev ona kalacak.
Bu kadar kolay.
Hiç utanmadan.
Kimseye sormadan.
Ağabeyim de reddediyormuş gibi bile yapmadı.
Sadece başını eğip onayladı, sanki önceden biliyormuş gibi.
Sonra annem kamyonetin ruhsatını çıkardı.
Ablama uzattı.
— Senin işine yarar.
Ablam hemen gülümsedi.
Sonra banka hesapları geldi.
Ağabeyime otuz bin lira.
Ablama elli bin lira.
En son altın bilezikler.
Onlar da ablama.
Ben hâlâ oradaydım.
Sessizce.
Babamın hayatını pazarda eşya dağıtır gibi paylaşmalarını izliyordum.
Ev.
Kamyonet.
Birikim.
Altın.
Ve benim adım bir kez bile geçmedi.
Sonra annem bana döndü.
Suçlulukla değil.
Bıkkınlıkla.
— Geriye sadece şu kaldı.
Parmağıyla köşeyi gösterdi.
Babamın eski gardırobu.
Kırmızı.
Boyası dökülmüş.
Eğri.
Bir ayağı kırık olduğu için altına taş sıkıştırılmış.
Yengem alaycı bir kahkaha attı.
— Bu odun bile olmaz.
Ablam başını bile kaldırmadı.
— Benim eve sığmaz zaten.
Annem bana çocukluğumdan beri baktığı gibi baktı.
Sanki artıkları kabul etmek için doğmuşum gibi.
— Sen en küçüksün. Açgözlü olma.
İşte o anda içimde bir şey koptu.
Çünkü hayatım boyunca hep böyleydi.
Ağabeyim “evin erkeği”ydi.
Ablam “prenses”.
Ben ise anlayış gösterendim.
Vazgeçendi.
Dayanandı.
Ona özel ders tuttular.
Ablama düğün yaptılar.
Ben çalışarak okudum.
Ben borca girip ağabeyime arsa alsın diye para verdim.
Sekiz yıl geçti, bir kuruşunu bile geri vermedi.
— Aile içinde hesap tutulmaz, derdi annem.
O gün tuttum.
Ev birine.
Kamyonet, para ve altın diğerine.
Bana ise kırık bir eşya.
Yavaşça ayağa kalktım.
Gardıroba doğru yürüdüm.
Dökülen boyasının üstünde elimi gezdirdim.
Her çizğini tanıyordum.
Babam gömleklerini, aletlerini, eski gazetelerini ve kimsenin değer vermediği her şeyi orada saklardı.
Eğilip altındaki taşları çektim.
Gardırop hafifçe yana kaydı.
Dayım kaşlarını çattı.
Yengem yine güldü.
Ama annem gülmedi.
Annem bir anda ciddileşti.
Hem de fazla ciddi.
O öğleden sonra ilk kez evin sahibi gibi görünmedi.
Korkmuş gibiydi.
— Onu bırak orada! dedi birden.
Salon buz gibi oldu.
Ona baktım.
— Hani işe yaramıyordu?
Ağabeyim başını kaldırdı.
Ablam telefonu cebine koydu.
Annem metal kutunun anahtarını avucunda sıktı.
— Eski o. Kendini yaralarsın.
— Merak etmeyin, dedim. — Bana daha kötülerini bıraktınız zaten.
Kimse gülmedi.
Dayım gardırobu basamaktan indirmeme yardım etti.
Ağabeyim parmağını bile kıpırdatmadı.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Diğer Galeriler
-
Babamın anısına, onun gömleklerinden bir elbise diktim mezuniyet balosu için. Sınıf arkadaşlarım önce güldü…
-
Babamın mirası paylaşıldığı gün, ağabeyim evi aldı, ablam da kamyoneti. Bana ise eğri, çürümüş kırmızı bir gardırop bıraktılar
-
Gelinim, akşam 6’da başlayan akşam yemeği için beni 8:30’da çağırdı
-
Kocama 120 milyon lira kazandığımı söylemedim Bunun yerine eve gidip işten çıkarıldığımı söyledim
-
Oğlum beni emekliliğimin tadını çıkarmam için Fransa’ya götürdüğünü söylüyordu
-
Evsiz bir çocuk bağırdı: “ONU YEME!” — ve milyarder lokması ağzındayken kalakaldı.
