DOLAR
Alış: 45.83
Satış: 46.02
EURO
Alış: 53.23
Satış: 53.45
GBP
Alış: 61.54
Satış: 62.00
Beyefendi… bebeğimi alır mısınız? Annem üç gündür hiçbir şey yemedi.
- Richard birkaç saniye boyunca olduğu yerde hareketsiz kaldı. Tak… Tak… Tak… Ses tekrar geldi. Bu kez daha netti. Bebeğin içinden. Kalbi göğsünü yumrukluyormuş gibi atıyordu. Mantığı ona bunun imkânsız olduğunu söylüyordu. Eski bir bez bebeğin içinden ses gelmemeliydi. Ama ses gerçekti. Richard yavaşça masaya yaklaştı. Bebeğin yıpranmış gövdesini eline aldı. Kumaşın altından sert bir şey hissediliyordu. Bu pamuk değildi. Oyuncak dolgusuna hiç benzemiyordu. Kaşlarını çattı. Küçük kızın yüzü gözlerinin önüne geldi. “Ona iyi bakacağınıza söz verin.” Acaba kız bunun içinde ne olduğunu biliyor muydu? Richard mutfaktan küçük bir makas aldı. Bir an duraksadı. Sonra bebeğin arkasındaki eski dikişlerin bir kısmını dikkatlice kesmeye başladı. Kumaş açıldıkça içeriden sararmış pamuklar göründü. Ve ardından… Siyah bir metal kutu. Richard’ın nefesi kesildi. Kutuyu çıkardı. Avuç içine sığacak kadar küçüktü. Üzerinde paslanmış bir kilit vardı. Fakat yılların etkisiyle kilit çoktan çürümüştü. Kutunun kapağını kaldırdı. İçinde bir USB bellek vardı. Ve katlanmış eski bir fotoğraf. Richard fotoğrafı açtığında yüzündeki bütün renk çekildi. Fotoğrafta üç kişi vardı. Bir adam. Bir kadın. Ve küçük bir kız çocuğu. Kadının yüzü tanıdık gelmişti. Ama asıl şok, fotoğraftaki adamı görünce geldi. Çünkü o adamı bütün Türkiye tanıyordu. Ülkenin en güçlü iş insanlarından biri. Milyarlarca liralık şirketler grubunun sahibi. Televizyonlarda yardımseverliğiyle övülen, gazetelerin manşetlerinden inmeyen kişi. Ve aynı zamanda Richard’ın en büyük rakibi… Kemal Arslan. Richard fotoğrafı tekrar tekrar inceledi. Kadının yüzünde korku vardı. Küçük kız ise gözyaşlarını tutmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. Fotoğrafın arkasında titrek bir el yazısı bulunuyordu: “Eğer bunu bulan kişiyseniz, artık bize bir şey olmuş demektir.” Richard’ın boğazı kurudu. Yavaşça USB belleği bilgisayarına taktı. Ekranda yalnızca tek bir klasör açıldı. Klasörün adı şuydu: GERÇEĞİ SAKLAYANLAR Richard dosyanın üzerine tıkladı. Ve birkaç saniye sonra gördüğü ilk görüntü yüzünden sandalyesinden kalkıp geriye doğru sendeledi. Çünkü videodaki kişi Kemal Arslan’dı. Ve yanında duran küçük kız… Bu sabah bez bebeği satan kızın ta kendisiydi. Ama videonun tarihi tam altı yıl öncesini gösteriyordu. Richard’ın aklında tek bir soru vardı: Altı yıl önce kayda alınan bu görüntüdeki kız hâlâ nasıl altı yaşında görünüyordu?
- Beyefendi… bebeğimi alır mısınız? Annem üç gündür hiçbir şey yemedi.” Ama o oyuncağın içine saklanan korkunç sır, sonunda bir milyonerin hayatını altüst edecekti. İstanbul’da, Nişantaşı’nın ağır ve bunaltıcı bir cumartesi sabahıydı. Lüks arabalar vitrinlerle dolu caddelerden süzülüp geçiyor, insanlar ise rahatsız edici gördükleri şeylere bakmamayı tercih ediyordu. Şık bir pastanenin cam kapıları açıldı. İçeriden tarçınlı çörek, espresso, sıcak tereyağı ve mutluluk kılığına girmiş zenginlik kokusu dışarı yayıldı. Richard aceleyle dışarı çıktı. Bir elinde buzlu kahvesi vardı, diğer eliyle telefonundan e-postalarına bakıyordu. Aklı sözleşmelerin, yatırımcı toplantılarının ve büyüdükçe huzurunu azaltan rakamların içindeydi. Hızlı yürüyordu. Sanki şehrin onun yolundan çekilmesi gerekiyormuş gibi. Sonra küçücük bir ses trafik gürültüsünü delip geçti. “Beyefendi… bebeğimi alır mısınız?” Richard o kadar ani durdu ki neredeyse kahvesini düşürüyordu. Karşısında en fazla altı yaşında bir kız çocuğu duruyordu. Gözleri kocamandı. Koyu renkliydi. Ve hiçbir çocuğun gözlerinde olmaması gereken o derin, can yakan hüzün vardı. Üzerinde sanki birinden kalmış gibi duran soluk bir elbise vardı. Plastik sandaletlerinden biri çatlamıştı. Diğer ayağı ise çıplaktı ve yanan kaldırıma basıyordu. Göğsüne sımsıkı bastırdığı şey, eski el yapımı bir bez bebekti. Yıpranmış, püskülleri çıkmış, ama sevgiyle dikilmişti. Kız onu öyle tutuyordu ki, sanki elinden bırakırsa hayattaki son güvenli şeyini de kaybedecekti. “Annem için,” diye fısıldadı küçük kız. “Üç gündür hiçbir şey yemedi.” Bu sözler Richard’a beklediğinden daha sert çarptı. Üç gün. Onun dünyasında üç gün, ertelenen toplantılar ya da berbat geçen bir tatil demekti. Bu küçük kızın dünyasında ise açlık demekti. Refleksle etrafına baktı. Birinin tepki vermesini bekledi. Ama insanlar yanlarından yürüyüp geçmeye devam ediyordu. Göz temasından kaçıyorlardı. Sanki yoksulluk bulaşıcıymış gibi. Richard yavaşça çömeldi ve kızla göz hizasına geldi. “Bu bebek senin için önemli mi?” diye sessizce sordu. Küçük kız bebeği daha sıkı sardı. “Annem ben bebekken yapmıştı,” dedi. “Ama şu an yiyeceğe daha çok ihtiyacımız var.” Ses tonunda rol yoktu. Kandırma yoktu. Sadece Richard’ın göğsünün derinlerinde bir şeyi sıkıştıran o yıkıcı dürüstlük vardı. “Kaç para?” diye sordu. “İki yüz lira,” dedi kız. “Pirinç almaya yeter.” Richard cüzdanını çıkardı ve içinden tertemiz bin liralık bir banknot uzattı. “Bununla pirinçten fazlasını alırsın.” Küçük kızın gözleri hemen büyüdü. “Beyefendi… üstünü veremem.” Richard o gün ilk kez gülümsedi. “Üstünü istemiyorum.” Kız önce bebeğe baktı, sonra yeniden ona baktı. Acı dolu bir saniye boyunca tereddüt etti. Sanki sevdiği birini veriyormuş gibiydi. “Ona iyi bakacağınıza söz verin.” Richard yavaşça başını salladı. “Söz veriyorum.” Küçük kız, Richard adını bile soramadan bebeği dikkatlice onun ellerine bıraktı ve kalabalığın içinde kayboldu. O gece, İstanbul’a bakan soğuk çatı katı dairesinde Richard o bebeği cam yemek masasının üzerine koydu. Ev sessizdi. Fazla sessizdi. Ne bir aile vardı. Ne kahkaha. Ne de onu bekleyen biri. Sadece pahalı mobilyalar, parlayan şehir ışıkları ve dışarıdan kusursuz görünen bir hayat. Richard kravatını gevşetti ve שוב bebeğe baktı. Bebekte onu huzursuz eden bir şey vardı. Sonra duydu. Tak… tak… tak… Hafif bir vurma sesi. Richard donup kaldı. İlk anda sesin camlardan geldiğini sandı. Sonra havalandırmadan. Sonra duvarların içinden. Ama ses tekrar geldi. Tak… tak… tak… Bu kez sesin tam olarak nereden geldiğini biliyordu. Bebekten. Richard yavaşça bir adım yaklaştı. Bebeğin karnındaki dikişli kumaş hafifçe oynadı. Kanı çekildi. Telefonu elinden kaydı ve yere çarpıp düştü. Çünkü o oyuncağın içine saklanan şey, bir çocuğun koyabileceği bir şey değildi. Ve gün ağarmadan önce Richard, şehrin en güçlü adamlarından birini yerle bir edecek kadar korkunç bir sırrı ortaya çıkaracaktı…
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Benimle evlenir misin? diye sordu milyoner, gidecek hiçbir yeri kalmayan anneye..
-
Annem ağlayıp karımın kendisine saygısızlık ettiğini söylediği için karımı kiler odasına kilitledim.
-
Beyefendi… bebeğimi alır mısınız? Annem üç gündür hiçbir şey yemedi.
-
Müstakbel kayınvalidem düğün masraflarını karşılamak için ATM kartımı istedi.
-
Ağzınızdaki Sessiz Uyarı: Bu Küçük Noktayı Göz Ardı Etmek Hayatınızın En Tehlikeli Hatası Olabilir
-
Eve erken geldim ve eşimi, sevgilisini iki bebekle birlikte salonuma yerleştirirken buldum


