Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 1.06.2026 2112 Görüntüleme

Annem, 75 yaşında bir kadın, karnının sanki ateşler içinde yanıyormuş gibi ağrıdığını söyledi

1 / 2

O sabah, annemin çektiği acının yaşlılıktan kaynaklanmadığını anladım. Bu bir uyarıydı. Ve kocam sadece bir doktor ziyaretinden kaçınmak istemiyordu. Annemin içinde taşıdığı şeyi kimsenin keşfetmesini engellemeye çalışıyordu.

“Annen hasta değil, Elif… Senden para koparmak için rol yapıyor.”

Bunu bana Murat söyledi. O sırada yetmiş beş yaşındaki annem Fatma Hanım, İstanbul’un Üsküdar semtindeki evinin salonunda ağrıdan iki büklüm olmuştu.

Annem hiçbir zaman şikâyet eden bir kadın olmamıştı. Ateşi çıksa bile evi süpüren, elleri titresin yine de çorbasını kaynatan, içi paramparça olsa bile “Bir şeyim yok kızım” diyen kadınlardandı.

Ama haftalardır bir şeylerin yolunda gitmediği belliydi.

İki kaşık yemek yiyor, sonra tabağı kenara itiyordu. Yüzü bembeyaz kesiliyordu. Karnını tutuyor, sanki içinde bir şey onu yakıyormuş gibi kıvranıyordu.

“Anne, bu normal değil,” dedim bir gün.

Gülümsedi ama gözleri gülmüyordu.

“Yaşlılıktan kızım. Artık yaşlandım.”

Ona inanmak istedim.

Ta ki bir sabah elindeki çay bardağı yere düşene kadar.

Cam kırıklarını toplamak için eğildiğinde öyle hafif bir inleme çıkardı ki içim parçalandı.

“Ne zamandır bu kadar ağrıyor?”

“Başlama şimdi.”

“Doğruyu söyle.”

Annem çenesini sıktı.

“Bir süredir.”

O akşam durumu Murat’a anlattım.

Akşam yemeğindeydik. Her zamanki gibi telefonuna bakıyordu. Ben ise lokmalarımı yutmakta zorlanıyordum.

“Yarın annemi doktora götüreceğim.”

Başını bile kaldırmadı.

“Ne gerek var?”

“Midesi bulanıyor, ağrıları var, kilo veriyor.”

Kuru bir kahkaha attı.

“Annen hep abartmayı severdi.”

Yüzümün ateş gibi yandığını hissettim.

“Annem hakkında böyle konuşma.”

O zaman çatalını yavaşça tabağa bıraktı. Sanki masaya bir tehdit koyuyordu.

“Annen yetmiş beş yaşında. O yaşta her yer ağrır.”

“Ama ciddi bir şey olabilir.”

“Ciddi olan şey, ilgi çekmek isteyen yaşlı bir kadın için doktorlara para saçmak.”

Donup kaldım.

Murat sigorta sektöründe çalışıyordu. İyi para kazanıyordu. Saatlere, lüks restoranlara, arkadaşlarıyla çıktığı tatillere para harcamaktan çekinmezdi. Ama konu anneme gelince, bir muayene ücreti bile çok görülüyordu.

“O benim annem,” dedim.

“Ben de senin kocanım,” diye cevap verdi. “Benimle konuşmadan tek kuruş harcamayacaksın.”

O anda bunun endişe olmadığını anladım.

Bu kontrol etme isteğiydi.

Ertesi sabah onun işe gitmesini bekledim. Banka kartımı, biraz nakit parayı ve araba anahtarlarını eski bir bez çantanın içine koydum ki fark etmesin. Sonra annemi almaya gittim.

“Hadi biraz dolaşalım.”

“Nereye?”

“Seni muayene ettirmeye. Hayır demeyeceksin.”

İtiraz edecek gücü bile yoktu.

Onu Altunizade yakınlarında küçük bir özel kliniğe götürdüm. İçerisi dezenfektan ve bayat çay kokuyordu. Hemşire tansiyonunu ölçtü. Sonra bir daha ölçtü. Ardından doktoru çağırdı.

İşte o zaman korkmaya başladım.

Doktor gençti ama annemin karnını muayene ederken yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Ne kadar zamandır böyle?”

“Haftalardır,” dedim.

Annem başını eğdi.

“Aylardır,” diye düzeltti.

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Aylardır mı?”

Cevap vermedi.

Kan tahlilleri yapıldı. Ultrason çekildi. Sonra tomografi istediler.

Ben koridorda ellerim buz kesmiş halde bekledim. Sessizce dua eden aileleri izliyordum.

Telefonum titremeye başladı.

Murat.

Bir arama.

İki.

Beş.

Ardından mesajlar geldi.

“Neredesin?”

“Telefonu aç.”

“Sakın aptalca bir şey yapma.”

Telefonu kapattım.

Yıllar sonra ilk kez onun öfkesinden korkmuyordum.

Annemi kaybetmekten daha çok korkuyordum.

Yaklaşık bir saat sonra doktor, elinde bir dosyayla çıktı.

“Elif Hanım, sizinle konuşmam gerekiyor.”

İçeri girdim.

Annem muayene yatağında oturuyordu. Küçülmüş, kamburlaşmış, dudakları kurumuştu.

Doktor kapıyı kapattı.

Bu beni söylenen her sözden daha çok korkuttu.

“Nesi var?” diye sordum. “Lütfen gerçeği söyleyin.”

Tomografi görüntülerini ekrana yansıttı.

İlk başta hiçbir şey anlamadım.

Gölgeler.

Kemikler.

Organlar.

Gri lekeler.

Sonra karnındaki belirli bir bölgeyi işaret etti.

“Burada bir şey bulduk.”

“Tümör mü?”

Doktor tereddüt etti.

“Hayır. Tümöre benzemiyor.”

Nefesim boğazımda düğümlendi.

“O zaman ne?”

Görüntüyü büyüttü.

Oradaydı.

Küçük, uzun bir şekil.

Koyu renkli.

Vücudun doğal bir parçası olamayacak kadar belirgin.

Metalik bir kapsül gibi.

Orada olmaması gereken bir nesne gibi.

“Bu kendi kendine oraya gitmiş olamaz,” dedi doktor.

Ayaklarımın altındaki zeminin kaydığını hissettim.

“Birinin bunu yerleştirdiğini mi söylüyorsunuz?”

Annem sessizce ağlamaya başladı.

Ama şaşırmış görünmüyordu.

İşte beni asıl yıkan buydu.

Sormadı.

Bağırmadı.

Sadece başını eğdi.

Sanki aylardır taşıdığı bir sır sonunda onu yakalamıştı.

“Anne… sen bunu biliyor muydun?”

Elimi hiç beklemediğim kadar güçlü bir şekilde tuttu.

“Affet beni kızım.”

Tam o anda kapı sertçe açıldı.

Murat içeri girdi.

Yüzü kıpkırmızıydı. Nefes nefese kalmıştı.

“Burada ne oluyor?”

Doktor ekranın önüne geçti.

Annem elimi öyle sıkıyordu ki canım yanıyordu.

Murat tomografiye baktı.

Nesneyi gördü.

Ve kafası karışmış gibi görünmek yerine bembeyaz kesildi.

Sanki onu tanımıştı.

Sanki yıllar önce gömdüğünü sandığı bir sır yeniden ortaya çıkmıştı.

Annem başını kaldırdı.

Doğrudan onun gözlerinin içine baktı ve şöyle dedi:

“Sana söylemiştim… Bir gün bedenim benim yerime konuşacak.”

O anda olacaklara inanmak mümkün değildi…

Murat bunun ne olduğunu sormadı.

Annemin hayati tehlikesi olup olmadığını da sormadı.

Endişeleniyormuş gibi davranmaya bile çalışmadı.

Sadece ekrana baktı ve şöyle dedi:

“Onu kapatın.”

Doktor yerinden kıpırdamadı.

“Beyefendi, lütfen muayene odasından çıkın.”

“Bu benim ailem.”

“Hayır,” dedim.

Sesim bana bile yabancı geliyordu.

“Annem benim ailem. Sen ise onun içinde bir şey görünce korkuya kapılan adamsın.”

Annem gözlerini kapattı.

Dudakları titriyordu ama korkudan değil.

Sanki yıllardır omuzlarında taşıdığı ağır bir yük artık onu ezmişti.

Murat bana doğru yürüdü.

“Elif, gidiyoruz.”

“Annem burada kalacak.”

“Ne yaptığını bilmiyorsun.”

“Hayır. Asıl bilmediğim şey, yıllardır kiminle aynı yatağı paylaştığımmış.”

Doktor kapıyı açıp bir hemşire çağırdı.

“Hanımefendiyi ameliyathanesi olan bir hastaneye sevk etmemiz gerekiyor. Ayrıca bulunan nesnenin niteliği nedeniyle yetkililere de haber vermek zorundayız.”

Murat’ın yüzü biraz daha beyazladı.

“Buna hakkınız yok.”

Annem kırışık elini kaldırıp ekrandaki görüntüyü işaret etti.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp