DOLAR
Alış: 44.66
Satış: 44.84
EURO
Alış: 52.65
Satış: 52.86
GBP
Alış: 60.30
Satış: 60.75
Ben henüz beş yaşındayken babam bizi terk ettiğinde
- HİKAYENİN DEVAMI: …titreyen bir sesle fısıldadı: “Aman Allahım… Bu… bu da ne böyle?” Annemin gözleri salonun ortasına çivilenmişti. O an, onun bakışlarını takip ettim. Beklediği şey; dökülen duvarlar, ödenmemiş faturalar yüzünden karanlıkta kalmış bir ev, birbirine tahammülü kalmamış mutsuz bir çift ve perişan bir hayattı. Ancak onu asıl dehşete düşüren, evimizin sadeliği ya da Zeynep’in mutfaktan gelen o huzur verici kek kokusu değildi. Onu olduğu yere mıhlayan ve o kibirli duruşunu bir saniyede tuzla buz eden şey, salonun güneş alan köşesindeki berjerde oturan adamdı. O adam, kucağında Zeynep’in yedi yaşındaki oğlu Can ile oturmuş, ona heyecanlı bir ses tonuyla masal kitabı okuyordu. Annemin topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesi duyunca masal okumayı bıraktı ve başını kaldırdı. Oturduğu yerden usulca doğruldu. Yılların yüzüne çizdiği derin çizgilere ve beyazlamış saçlarına rağmen o gözler aynıydı. Bu adam, ben henüz beş yaşındayken bizi “terk ettiği” söylenen, adını evde anmamın bile yasak olduğu babamdan başkası değildi. Annemin elindeki o binlerce liralık marka çanta, parmaklarının arasından kayıp büyük bir gürültüyle parkeye düştü. Yüzündeki bütün kan çekilmiş, adeta bir hayalet görmüş gibi bembeyaz olmuştu. Eliyle kapı pervazını daha da sıkı kavradı, sanki ayakta durmakta zorlanıyordu. “Sen…” diye kekeledi annem. “Senin… ne işin var burada?” Babam, kucağındaki Can’ın saçlarını şefkatle okşayıp onu yere indirdi. “İçeri git oğlum, annene yardım et bakalım,” dedi yumuşak bir sesle. Can neşeyle mutfağa koşarken, babam ellerini ceplerine koyup anneme doğru döndü. Yüzünde ne bir öfke ne de bir şaşkınlık vardı; sadece yılların getirdiği büyük bir dinginlik okunuyordu. “Benim yerim oğlumun ve ailemin yanı, Leyla,” dedi babam tok bir sesle. “Asıl senin, yıllar önce kendi hırsların uğruna parçaladığın bu ailenin kapısında ne işin var?” Annem şaşkınlıkla bana döndü. Gözlerinde inanamayan bir ifade vardı. “Sen… sen bu adamı evine mi aldın? Bu adam seni, bizi terk etti! Seni beş yaşındayken o koca evde babasız bıraktı!” diye bağırdı. Sesi apartman boşluğunda çınlıyordu ama içindeki o eski otoriteden eser yoktu; sadece paniği hissediliyordu
- O an derin bir nefes aldım ve anneme doğru bir adım attım. “Hayır anne,” dedim, sesim hayatım boyunca ona karşı hiç olmadığı kadar net ve kararlıydı. “O bizi terk etmedi. Sen onu bizden çaldın.” Annem bu sözlerim üzerine sarsılarak geriledi. Bütün hayatım boyunca bana anlattığı o yalan hikayenin sonuna gelmiştik. Her şey, bir buçuk yıl önce Zeynep’in klinikteki gece nöbetlerinden birinde başlamıştı. Zeynep, o gece kalp spazmı geçirerek acile getirilen kimsesiz, yaşlı bir adamla ilgilenmişti. Adamın durumu iyiye gittiğinde onunla sohbet etmeye başlamış ve adam, hayatındaki en büyük pişmanlığını o gece nöbetçi hemşiresi olan eşime anlatmıştı: Eşinin bitmek bilmeyen statü hırsı, zengin ailesinin gücünü kullanarak onu sürekli ezmesi ve en sonunda boşanma aşamasında “Eğer çocuğu görmeye kalkarsan seni hapse attırırım, bu çocuğu sana göstermem” diyerek onu tehdit etmesi… Zeynep adamın adını, memleketini ve anlattığı detayları duyduğunda taşları yerine oturtmuştu. O adam babamdı. Annemin o çok güvendiği avukatlar ordusu ve ailesinin nüfuzuyla hayatımızdan kazıyıp attığı, bana ise “Seni istemediği için kaçıp gitti” diye anlattığı babam… Zeynep bana bu gerçeği anlattığında dünyam başıma yıkılmıştı. Ancak o “ayak bağı” dediği, “geleceğini çöpe atıyorsun” diyerek aşağıladığı kadın, yani eşim Zeynep, sadece kırık dökük hayatımı toparlamakla kalmamış, yirmi iki yıldır benden çalınan babamı da bana geri vermişti. “Zeynep her şeyi çözdü,” dedim annemin gözlerinin içine bakarak. “Klinikte babamla karşılaştı. Senin bana yıllarca anlattığın masalların arkasındaki o iğrenç gerçeği gün yüzüne çıkardı. Senin o çok değer verdiğin paran, statün, cemiyet hayatın… Hepsi bir yalandan ibaretmiş. Sen beni bir evlat gibi değil, sadece kendi mükemmel vitrininin bir parçası, bir ‘proje’ olarak gördün.” Annem titremeye başlamıştı. Gözleri dolmuş, dudakları aralanmıştı ama tek kelime edemiyordu. Mutfaktan çıkan Zeynep, elinde bir tepsiyle salona adım attı. Üzerinde sıradan bir önlük, yüzünde o her zamanki sıcak, makyajsız tebessümü vardı. Anneme doğru dönüp, “Hoş geldiniz Leyla Hanım,” dedi sakin ve kibar bir sesle. “Yol yorgunusunuzdur, çay demleniyor, içer misiniz?” Annem Zeynep’e, sonra babama, en son da bana baktı. O an, yıllarca uğruna savaştığı, insanları ezdiği o “güçlü” imajının ne kadar aciz, ne kadar yalnız olduğunu yüzündeki ifadeden okuyabiliyordum. O pahalı kıyafetlerinin içinde küçücük kalmıştı. Zenginliğinin ve kibrinin ona bir aile veremediğini, aksine olanı da yok ettiğini ve benim o “sefil” dediği hayatta, onun asla sahip olamayacağı kadar büyük bir servet bulduğumu anlamıştı. Çantasını yerden yavaşça eğilip aldı. Hiçbir şey söylemedi. Gözünden süzülen tek bir damla yaş, özenle yapılmış makyajını bozarak çenesine doğru indi. Arkasını döndü, kapıdan çıktı ve sessizce merdivenlerden inip hayatımızdan temelli ayrıldı. Kapıyı arkasından yavaşça kapattım ve kilitledim. Evin içine yeniden o eşsiz sessizlik ve huzur çöktü. Babam gülümseyerek yanıma geldi, elini omzuma koydu. O sırada küçük Can mutfaktan fırlayıp babamın bacağına sarıldı, “Dede! Hadi masalın sonunu okuyalım!” diye cıvıldadı. Babam Can’ı kucağına alırken, Zeynep yanıma gelip başını göğsüme yasladı. Haklıydı annem; ben bir seçim yapmıştım. Ve bu seçim, hayatımda yaptığım en doğru, en güzel yatırımdı.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Kız yaşlı bir adamla evlendi, korktuğu için erken yattı
-
Ben henüz beş yaşındayken babam bizi terk ettiğinde
-
Oğlum nişanlısını akşam yemeği için eve getirdi. Montunu çıkardığında, 27 yıl önce annemle birlikte toprağa verdiğim kolyeyi boynunda gördüm dünyam yıkıldı.
-
Üvey annem, rahmetli annemin kot pantolonlarından küçük kardeşimin bana diktiği mezuniyet balosu elbisesiyle alay etti… ama kaderin onun için başka planları vardı.
-
20 Yıl Önce Kapıma Bırakılan Bebeği Büyüttüm
-
Beni 3 aylıkken babamın bisiklet sepetine terk eden annem


