DOLAR
Alış: 43.48
Satış: 43.66
EURO
Alış: 51.58
Satış: 51.78
GBP
Alış: 59.09
Satış: 59.53
Suratımda patlayan o acıdan daha çok
- Her fincanın bir hikayesi vardır derler. Benimkinin kenarı kırıktı. Tıpkı ruhum gibi. O fincanı ne zaman elime alsam, parmaklarım o pürüzlü kenara takılır ve her şey yeniden başlardı. O pürüz, evliliğimizin özetiydi. Dışarıdan bakınca hala bir fincan, hala işe yarıyor gibi ama dokununca anladığın o keskin, acıtan gerçek. Ah, o ilk zamanlar… Gözleri nasıl da parlardı bana bakarken. Sesi, en güzel şarkıları fısıldardı kulağıma. Onun yanında güvende hissederdim, bir kalenin en korunaklı odasındaymışım gibi. Bana dünyaları vaat etmişti. Ben de inanmıştım. Çünkü o anlattığı masal, o kadar güzeldi ki gerçek olmamasını aklım almıyordu. Evlendiğimiz gün, beyazlar içinde bir kuğu gibi hissederken, geleceğimizin de o gelinlik kadar lekesiz olacağını sanmıştım. Ne büyük bir yanılgı… Ne zaman başladı, tam olarak hatırlamıyorum. Belki iş yerindeki o büyük sorundan sonra, belki de arkadaşlarıyla ettiği o kavgadan sonra… İlk başta sadece sesini yükseltirdi. Bardaklar masaya daha sert konulur, kapılar daha gürültülü çarpılırdı. “Yorgun,” derdim kendi kendime. “Stresli, geçer.” Kendimi buna inandırırdım çünkü diğer ihtimali düşünmek bile istemiyordum. Sonra ilk tokat geldi. Suratımda patlayan o acıdan daha çok, ruhumda açılan o gürültülü sessizlikti beni yaralayan. Öylece kalakaldım. Zaman durdu. Ne dediğini, neden vurduğunu bile duymadım. Sadece yanağımın yandığını ve kalbimin buz kestiğini hissettim. Ardından hemen pişmanlık geldi. Dizlerime kapandı, ağladı, binlerce kez özür diledi. “Bir daha asla,” dedi. “Bir daha asla olmayacak, söz veriyorum.”
- Ve ben o söze de inandım. Çünkü o an karşımda diz çöken adam, o canavar değildi; benim aşık olduğum, o masalı anlatan adamdı. Ama o “asla” kelimesi, ne yazık ki çok kısa ömürlüydü. İkinci tokat daha kolay geldi. Üçüncüsü daha da kolay… Artık sebepler önemsizleşmişti. Yemeğin tuzunun az olması, gömleğinin yeterince iyi ütülenmemesi, telefonuma gelen bir mesaja gülümsemem… Her şey bir fırtınanın habercisi olabilirdi. Evin içinde bir mayın tarlasında yürür gibiydim. Adımlarımı korkuyla atardım. Kapının anahtar sesini duyduğumda mideme kramplar girerdi. O günkü ruh halini, daha kapıdan girdiği anki yüz ifadesinden, omuzlarının duruşundan anlamaya çalışırdım. Geceleri o uyurken, morluklarımı sayardım. Aynadaki yansımamdan kaçardım. O yorgun, solgun ve korkak yabancıya bakmak istemiyordum. Arkadaşlarım aradığında “Çok işim var,” derdim. Ailem “Ziyarete gel,” dediğinde “Ahmet’in işleri çok yoğun, bırakamıyorum,” diye yalan söylerdim. Uzun kollu bluzlar en yakın dostum olmuştu, fondöten ise en büyük sırdaşım. Kalemdeki surlar gibi, etrafıma görünmez duvarlar örmüştüm. İçeride ben vardım, morluklarım ve kırık hayallerim. En kötüsü de şiddetin ardından gelen o yapışkan sessizlik ve sahte bahardı. Özürler, çiçekler, hediyeler… “Beni sen bu hale getiriyorsun,” derdi bazen. “Beni çıldırtmasan böyle olur mu?” Bir anlığına, gerçekten suçun bende olduğuna inanırdım. Belki de ben yeterince iyi bir eş değildim. Belki de onu mutlu etmeyi başaramıyordum. Bu zehirli düşünceler, bir sarmaşık gibi ruhumu esir alırdı. O gün yine bağırmıştı. Kolumu sıkarken tırnaklarını etime geçirmişti. Sebep? Bilmiyorum, unuttum. Artık sebepleri aklımda tutmuyordum. O gidince banyoya koştum. Soğuk suyu açıp kolumu altına tuttum. Sızlayan derime bakarken, gözüm aynadaki yansımama takıldı. O an bir şey oldu. Aynadaki kadın ağlamıyordu. Sadece boş gözlerle kendine bakıyordu. Gözlerinin altındaki halkalara, dudağının kenarındaki belli belirsiz şişliğe, ruhunun çekildiğini anlatan o donuk ifadeye baktı. Ve o an, kenarı kırık fincan geldi aklıma. O fincanla çay içmeye devam edebilirdim, evet. Ama her yudumda o kırığı hissedecektim. Her seferinde canım yanacaktı. O fincan asla eskisi gibi olmayacaktı. Ben de asla eskisi gibi olmayacaktım. Kolumdaki sızı değil, kalbimdeki o derin ve onarılmaz kırılma hissiydi beni kendime getiren. Titreyen ellerimle küçük bir çantaya birkaç parça eşya koydum. Her şeyi geride bıraktım; anıları, hayalleri, korkuları… Kapıyı sessizce çekerken, hayatımda ilk defa anahtar sesinden korkmadım. Dışarıdaki gece serindi. Nereye gideceğimi bilmiyordum ama nereye gitmeyeceğimi çok iyi biliyordum. Adımlarım belirsizliğe doğruydu ama yıllardır ilk defa ruhum nefes alıyordu. Artık kırılamayacak kadar parçalanmıştım.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Kocam Benden 10 Yaş Büyüktü… Yaşı İlerledikçe Hayatımda Her Şey Değişti
-
Covid Aşısı Olanları İlgilendiriyor
-
Yılbaşı Büyük İkramiyesi Kazananlar Belli Oldu! 800 Milyon TL Kime Çıktı?
-
Muz, sarımsak ve hurmayı tek bir güçlü sağlık içeceğinde birleştirmeyi hiç hayal ettiniz mi?
-
Komadaki Hastanın Bakıcıları Arasında Gizli Bir Sır: Üç Hemşire ve Beklenmedik Gerçek
-
Babası Oğluna Ders Vermek İstedi… Köyden Bir Kızla Evlendirdi Ama Hayatın Planı Baştan Yazıldı


