Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 20.05.2026 4 Görüntüleme

O, doğum yapmak için hastaneye tek başına geldi

1 / 2

BÖLÜM 1

“Bebeğin babası nerede? Çünkü burada herkes yanında biriyle gelir… siz hariç.”

Elif, elindeki küçük valizin sapını sıktı ve İstanbul’daki Özel Huzur Hastanesi’nin resepsiyon görevlisine zoraki bir gülümseme verdi. Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu; sokakları kirli aynalara çeviren, şehri olduğundan daha hüzünlü gösteren o ağır yağmurdan. İçeride ise klor, yanık kahve ve korku kokusu vardı.

“Yolda geliyor,” diye yalan söyledi.

Hamileliği boyunca bunu o kadar çok söylemişti ki artık otomatikleşmişti. Eczanedeki kadına, apartmandaki meraklı komşuya, ultrason hemşiresine, hatta otobüste izinsizce karnına dokunan yabancıya bile.

Ama gerçek başka bir şeydi: Mert Yılmaz, Elif hamile olduğunu söylediği gece onu terk etmişti.

Bağırmamıştı. Hakaret etmemişti. Masaya vurmamıştı. Sadece çatalı tabağın yanına bırakmış, Elif’e sanki hayatını mahvetmiş gibi bakmış ve demişti ki:

“Düşünmem lazım.”

Sonra bir sırt çantası alıp çıkmış ve bir daha geri dönmemişti.

Elif yirmi altı yaşındaydı. Birikmiş kira borcu, İstanbul’da küçük bir lokantada garsonluk işi ve içeriden tekmeleyen bir bebeği vardı. Aylarca iki vardiya çalışmıştı; müşterilerin acı sos fazla diye şikâyet ettiği bir esnaf lokantasında tabak taşıyarak. Geceleri ikinci el pazardan aldığı bebek kıyafetlerini yıkamış, karnına fısıldamıştı.

“Ben kalacağım,” diye söz vermişti.

Şimdi, dokuz ay sonra, tek başına doğuma giriyordu.

Onu karşılayan hemşirenin adı Zeynep’ti. Gözleri yorgundu ama sesi sıcaktı.

“Eşiniz arabayı park mı ediyor?”

Elif yine yalan söyledi.

“Evet… geliyor.”

Zeynep daha fazla sormadı. Elif’i doğum önlüğüne aldı, monitörleri yerleştirdi, tansiyonunu ölçtü. Sancılar giderek şiddetlendi; içeriden gelen dalgalar gibi bedenini parçalıyordu.

Elif çarşafı ısırarak bağırmamaya çalıştı. Annesini düşündü; Sivas’taydı ve para olmadığı için gelememişti. Mert’i düşündü. Bir insanın pazartesi bir hayat vaat edip perşembe nasıl yok olabildiğini düşündü.

Saatler sonra, acının artık adı kalmadığında, bebeği doğdu.

Bebeğin ağlaması odayı doldurdu.

Elif de ağladı. Ama acıdan değil. Rahatlamadan. Öfkeden. Sevgiden.

“Her şey yolunda,” dedi Zeynep, bebeği beyaz bir battaniyeye sararken. “Sağlıklı bir erkek bebek.”

Tam o sırada nöbetçi doktor içeri girdi. Saçı kırlaşmış, beyaz önlüğü tertemiz bir adamdı. Yaka kartında “Dr. Kemal Yılmaz” yazıyordu.

Dosyayı aldı, yeni doğan bebeğe baktı… ve olduğu yerde dondu.

Eli titremeye başladı. Yüzü bembeyaz oldu. Gözleri dolarken bebeğin boynuna bakıyordu.

“Hocam… bir sorun mu var?” diye sordu Zeynep.

Elif’in kalbi sanki durdu.

“Oğlumda bir şey mi var? Ne oldu, söyleyin.”

Doktor başını salladı ama gözyaşları çoktan akmaya başlamıştı.

“Hayır… bir sorun yok. Sağlıklı.”

“O zaman neden ağlıyorsunuz?”

Doktor Elif’e baktı.

“Bir şeyi bilmem gerekiyor. Çocuğun babasının adı ne?”

Elif gerildi.

“Bunun önemi yok.”

“Var,” dedi doktor, sesi kırılarak. “Lütfen.”

Elif yutkundu.

“Mert. Mert Yılmaz.”

Odanın içindeki sessizlik o kadar ağırlaştı ki, monitörün sesi bile daha yüksek gelmeye başladı.

Doktor gözlerini kapattı.

“Mert Yılmaz… benim oğlum.”

Elif’in içindeki dünya sanki yerinden oynadı.

Ve doktor, bebeğin kulağının arkasındaki küçük hilal şeklindeki doğum izini gösterdiğinde sesi titreyerek devam etti:

“Aynı izi Mert’in de vardır. Ve eşimin de vardı… doğduğunda.”

Elif bebeğini daha sıkı sardı. Çünkü o an anladı ki, en zor şey tek başına doğurmak değildi.

Asıl olan henüz başlamamıştı…

BÖLÜM 2

“Benim varlığımı biliyor muydunuz?”, diye sordu Elif, bebeği göğsüne sıkıca bastırırken.

Dr. Kemal Yılmaz, sanki bacakları onu taşımıyormuş gibi yatağın yanına oturdu. Yıllar boyunca doğum odalarına girmiş, iyi haberler de vermişti, yıkıcı haberler de. Ama kendi torununu hastane battaniyesine sarılmış halde, oğlunun terk ettiği bir kadının kucağında bulacağını hiç düşünmemişti.

“Hayır,” dedi. “Hiçbir şey bilmiyordum.”

Elif ona şüpheyle baktı. Bir bebeğin yanında ağlamak kolaydı. Kaybedecek bir şey kalmadığında suçluluk hissetmek de kolaydı.

“Mert yedi ay önce gitti,” dedi Elif. “Söylediğim gece. Bir daha geri dönmedi. Bir mesajıma bile cevap vermedi. Oğlunun hayatta olup olmadığını bile sormadı.”

Doktor bakışlarını yere indirdi.

“Benim eşim sekiz ay önce öldü.”

Elif sustu.

“Adı Aysel’di,” diye devam etti. “Mert’le neredeyse iki yıldır konuşmuyorduk. Bir tartışmadan sonra evden ayrıldı. Eşim hastalandı ama yine de geri dönmedi. Aysel, oğlunun kapıdan girmesini bekleyerek öldü.”

Elif’in içindeki öfke, tuhaf bir acımaya karıştı ama bunu hemen bastırdı.

“Bu, bana bunu yapma hakkı vermezdi.”

“Hayır,” dedi Kemal. “Vermezdi.”

Bebek küçük bir ses çıkardı. Doktor ona hem şefkatle hem de acıyla baktı.

“Adı ne olacak?”

“Alp,” dedi Elif. “Çünkü ikimiz de hayatta kaldık.”

Doktor gözleri dolarak gülümsedi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp