Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 9.06.2026 13 Görüntüleme

Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu.

1 / 2

Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu. Saçları dağınıktı, tişörtü kırışıktı. Yüzünde bir gülümseme vardı.

Aynı cümleyi tekrar etmek gerekirse:

Emir yavaşça merdivenlerden indi, terliklerini basamaklara sürterek sesi bilinçli gibi çıkarıyordu. Saçları dağınıktı, tişörtü kırışıktı. Gülüyordu.

Ama bu bir mutluluk gülümsemesi değildi.

Daha önce defalarca gördüğüm o zafer ifadesiydi. İstediğini elde ettikten sonra yüzüne yerleşen o alaycı gülümseme. “Gördün mü? Hiçbir şey olmadı. Ben hâlâ buradayım. Sen hâlâ buradasın. En sonunda yine benim dediğim oluyor.” der gibi.

En alt basamakta durdu, kahve kokusunu alınca başını çevirdi.

— Bu ne? — dedi, sofraya bakarak — Ne bu şimdi, barış sabahı mı yaşadık?

Ben ocak başında, hâlâ mutfak önlüğümle duruyordum. Yanağımın sızısı geçmiş değildi, sadece alışmıştım. Murat masanın başına oturmuştu; sırtı merdivene dönüktü, elleri birbirine kenetlenmişti.

Emir onu hemen fark etmedi.

Sanki her şey onun için hazırlanmış bir kahvaltı salonuymuş gibi mutfağa yürüdü. Peçetelikten bir lavaş aldı, katladı ve izin istemeden ısırdı.

— Demek sonunda öğrendin — dedi ağzı doluyken.

O anda Murat başını kaldırdı.

Emir dondu kaldı.

Elindeki ekmek parçası parmaklarının arasında dağıldı.

— Sen ne yapıyorsun burada?

Murat hemen cevap vermedi. Önce ayağa kalktı. Sakin bir adamdı hep. Ama o sabahki sessizliği farklıydı. Bu öfke değildi. Kararlılıktı. Ve bazı kararlar, bağırıştan daha ağırdır.

— Günaydın Emir.

Oğlum sinirli bir kahkaha attı.

— Anladım. Anneme koşup ağlamışsın.

Ben ocağı kapattım.

O küçük “tık” sesi bile bana güç verdi.

— Kimseye ağlamadım — dedim — Bu evin anlaması gereken tek gerçeği getirdim.

Emir göz ucuyla bana baktı.

Bir anlığına bakışları yanağıma indi. Hafif bir kızarıklık hâlâ duruyordu. Onu görünce özür dilemedi. Sadece çenesini sıktı.

— Abartma.

Murat bir adım attı.

— Bir daha o kelimeyi kullanma.

Emir dikleşti, sanki mağdur olan kendisiymiş gibi.

— Sana ne oluyor ya? Sen burada yaşamıyorsun bile. Çekip gittin.

— Evet — dedi Murat — Ve yıllarca bunun vicdanını taşıdım. Ama benim hata yapmış olmam, senin anneni dövmen için bir gerekçe değil.

“Dövmen” kelimesi mutfağın içinde asılı kaldı.

Emir bana döndü.

— Öyle mi dedin? Dövdü mü dedin? O bir tokattı.

İçimde bir şey kırılıp yerine oturdu.

— Yüzüme vuran elinin adı tokat değil Emir. Onun adı şiddet.

Burnundan nefes verdi.

— Bak anne, ben sarhoştum, sinirliydim. Sen de beni tahrik ettin.

Murat elini masaya vurdu.

Tabaklar zıpladı. Kahve fincanı oynadı, işlemeli örtünün üstüne koyu bir leke bıraktı.

— Yeter!

Emir irkildi.

Ben de.

Ama Murat tekrar bağırmadı. Derin bir nefes aldı, kahverengi dosyayı açtı ve Emir’in önüne koydu.

— İki seçeneğin var.

Oğlum dosyaya küçümseyerek baktı.

— Bu ne?

— Birinci seçenek — dedi Murat — Bugün bu evden çıkıyorsun. Eşyalarını alıyorsun. Benimle Kayseri’ye geliyorsun. Pazartesi dayımın atölyesinde işe başlıyorsun. Sembolik bir kira, düzenli hayat, yemek sorumluluğu ve terapi. Anneni affettirmek için değil. Kendini mahvetmemeyi öğrenmek için.

Emir gözlerini kırptı.

— Terapi mi? Dalga mı geçiyorsun?

Murat dosyadan bir kâğıt çıkardı.

— İkinci seçenek şu: Elif aile içi şiddet için suç duyurusunda bulunur.

Sessizlik mutfağın içine çöktü.

Emir bana baktı, sanki ben onu bıçaklamışım gibi.

— Sen bunu yapar mısın?

Gözlerimi ondan kaçırmadım.

O benim oğlumdu. Küçücükken pijamasının cebine taş dolduran çocuktu. Düşmesin diye elinden tuttuğum çocuktu. Ama aynı zamanda bana el kaldıran adamdı.

İki gerçek aynı anda duruyordu.

Ve artık sadece biri seçilemiyordu.

— Evet — dedim — yaparım.

Yüzü değişti.

— Sen benim annem değilsin.

O cümle içime çarptı ama geri adım atmadım.

— Tam da annen olduğum için bunu durduruyorum.

Emir güldü, ama gözleri doluydu.

— Güzel konuşma. Bunu gece gece çalışmışsınız belli.

— Hayır — dedim — Yıllardır içimde çalıştım.

Önlüğümü yavaşça çıkardım. Sandalyenin üzerine koydum. O hareketin neden bu kadar ağır geldiğini bilmiyordum ama sanki başka bir şeyi de bırakıyordum.

— Bu ev artık korkuyla yaşamayacak. Kapıları kilitleyerek uyumayacağım. Para saklamayacağım. Sessiz yürümeyeceğim. Dün gece bana vurdun Emir. Ve bugün, ne kadar acıtsa da, gitmen gerekiyor.

Kollarını açtı, alaycı bir ifadeyle.

— Nereye gideyim? Sokağa mı? Köpek gibi mi kalayım?

— Kendi hayatının sorumluluğunu almaya.

— İşim yok.

— Çünkü bırakıyorsun.

— Param yok.

— Çünkü harcıyorsun.

— Kimsem yok.

Sesi orada kırıldı.

Ve bir anlığına çocuk geri geldi.

İçim sıkıştı. Sandalyeye tutunmak zorunda kaldım.

Murat da onu gördü. Gözleri değişti ama geri adım atmadı.

—Ben varsam varım —dedi— ama suç ortağı olarak değil. Baba olarak.

Emir burnunu elinin tersiyle sildi, ağlamamak için öfkesine tutunuyordu.

—Şimdi mi baba olmaya karar verdin? Buna hakkın yok.

—Haklısın —dedi Murat— Hakkım yok. Ama sorumluluğum var. Geç kaldım ama geldim.

Oğlum masaya baktı. Menemen, sucuklu yumurta, ekmek, baklava. Annemin sandığı tabaklar. Yıllar önce evlendiğimde, hâlâ güzel bir sofranın bir aileyi koruyabileceğine inandığım günlerden kalma işlemeli örtü.

—Demek tuzak bu —dedi.

Başımı salladım.

—Bu bir tuzak değil. Bu bir veda.

Emir kıpırdamadı.

—Kahvaltını en sevdiğin şeyleri yaptım —dedim— çünkü midende nefretle gitmeni istemedim. Zaten yeterince taşıyorsun.

Murat gözlerini yere indirdi.

Emir yumruklarını sıktı.

—Ya gitmezsem?

Sesi alçaktı, tehlikeliydi.

Murat telefonunu çıkardı.

—O zaman polisi ararım. Ve annen şikâyetçi olur.

Oğlum bir adım attı.

—Beni mi ihbar edeceksin?

Murat geri çekilmedi.

—Seni daha kötüsünü yapmadan durduracağım.

Emir’in gözleri karardı. Bir an için masayı devirecek, bardakları kıracak sandım. Vücudum gerildi, alışkanlıktan.

Ama olmadı.

Emir bana tekrar baktı.

Bu kez bakışını kaçırmadı.

Yüzünden küçük bir şey geçti.

Henüz pişmanlık değildi.

Kendinden korkuydu.

—Ben istemedim… —diye mırıldandı.

Donakaldım.

Yutkundu.

—Sana böyle vurmak istemedim.

“O kadar” kelimesi içimi burktu.

Sanki bir şiddetin makul hâli olabilirmiş gibi.

—Hiç vurmamalıydın —dedim.

Emir başını eğdi.

İlk kez yıllar sonra cevabı yoktu.

Saat yediyi salondaki saat vurdu.

Dışarıda çöp kamyonu geçti. Bir köpek havladı. Bir komşu kapısını açtı. Dünya her zamanki gibi devam ediyordu, benim evim ikiye ayrılırken bile.

Murat sandalyeyi hafifçe itti.

—Yukarı çık. Bir çanta hazırla. Diğerlerini sonra konuşuruz.

Emir ona baktı.

—Beni cezalandırılmış çocuk gibi götüremezsin.

—O zaman tek başına git —dedi Murat— Ama bu evden bugün çıkıyorsun.

Oğlum bana döndü, bir boşluk arar gibi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp