DOLAR
Alış: 45.41
Satış: 45.59
EURO
Alış: 52.84
Satış: 53.05
GBP
Alış: 60.58
Satış: 61.03
Annem birkaç ay önce, uzun süren kanser mücadelesinin ardından hayatını kaybetmişti
- Annem birkaç ay önce, uzun süren kanser mücadelesinin ardından hayatını kaybetmişti. Küçük kardeşim Emre’yle birlikte son nefesine kadar yanındaydık. Onu toprağa verdiğimiz gün, hayatımızın en ağır günüydü. Ama asıl yıkımın daha başlamadığını o zaman bilmiyordum. Cenazeden birkaç hafta sonra babam bizi akşam yemeğine çağırdı. Sessizce oturup tabağımdaki yemekle oynarken, boğazını temizleyip konuşmaya başladı. “Size bir şey söylemem gerekiyor,” dedi. “Ben… annenizin kız kardeşi Ceylan’a âşığım.” Dünyam başıma yıkılmıştı. Babam, annem öldükten sonra birbirlerine destek olduklarını, acılarının onları yakınlaştırdığını anlattı. Hayatın kısa olduğunu söyleyip Ceylan Teyze’ye evlenme teklif ettiğini açıkladı. Her şey öylesine hızlı gelişmişti ki düşünmeye fırsat bulamıyordum bile. Aylar sonra düğün günü geldiğinde herkes mutlu görünüyordu. Ben ise sahte bir tebessümle bir köşede duruyordum. Tam o sırada kardeşim Emre nefes nefese yanıma geldi. Yüzü bembeyazdı. “Seninle konuşmam lazım,” dedi telaşla. Beni bahçenin arka tarafına götürdü. Sonra cebinden eski bir zarf çıkardı. “Bunu annemin avukatı verdi,” diye fısıldadı. “Annem ölmeden önce yazmış.” Zarfın üzerindeki el yazısını görür görmez dizlerim titredi. Bu annemin yazısıydı. Parmaklarım uyuşmuş halde mektubu açtım. “Çocuklarım,” diye başlıyordu. “Eğer bu mektubu okuyorsanız, artık gerçeği saklamanın anlamı kalmamış demektir.” Nefesimi tuttum. “Babanızın Ceylan’la ilişkisi benim hastalığımdan çok önce başladı. Bunu tesadüfen öğrendim. Önce inkâr etti, sonra her şeyi kabul etti. Ailemiz dağılsın istemedim. Siz zaten benim hastalığımla yeterince acı çekiyordunuz.” Satırları okudukça gözlerim karardı. “Onu affedemedim,” diye devam ediyordu annem. “Ama siz çocuklarımın babasız büyümesini de istemedim. Bu yüzden sustum.” Mektubun son satırına geldiğimde ellerim titriyordu. “Bir gün gerçeği öğrenirseniz, nefretin sizi tüketmesine izin vermeyin. İnsanların yaptığı kötülükler sizi de karanlığa çevirmesin.” Başımı kaldırdığımda Emre ağlıyordu. Benimse içimde hiçbir duygu kalmamış gibiydi. Sadece büyük bir boşluk vardı. “Demek herkes yalan söyledi,” dedim kısık sesle…..
- Emre başını salladı. “Avukat, annemin bunu yıllardır bildiğini söyledi.” Düğün salonundan kahkahalar yükseliyordu. Birkaç metre ötede insanlar dans ediyor, babam yeni karısıyla mutluluk pozları veriyordu. O an midem bulandı. Hiç düşünmeden salona geri girdim. Emre arkamdan seslendi ama durmadım. Babam tam pasta keserken yanına yürüdüm. Herkes bize dönüp baktı. “Elimde annemin mektubu var,” dedim yüksek sesle. Salon bir anda sessizliğe gömüldü. Babamın yüzündeki gülümseme dondu. Ceylan Teyze’nin rengi attı. “Ne yapıyorsun sen?” diye fısıldadı babam. “Gerçeği söylüyorum.” Mektubu havaya kaldırdım. “Annem her şeyi biliyormuş. Siz daha o hayattayken birlikteymişsiniz.” Konukların arasında fısıldaşmalar başladı. Babam bana doğru bir adım attı. “Bu konuşmanın sırası değil,” dedi dişlerini sıkarak. “Peki ne zaman sırası olacaktı?” diye bağırdım. “Annem mezara girdikten sonra mı?” Ceylan Teyze gözyaşlarına boğuldu. “Biz kimseyi incitmek istemedik…” diye mırıldandı. O söz beni daha da öfkelendirdi. “İncitmek istemediniz mi? Annem ölmeden önce ihaneti öğrenmiş!” Babamın yüzü çöktü. İlk kez gerçekten yaşlanmış görünüyordu. Uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaşça sandalyesine oturdu. “Evet,” dedi sonunda. “Doğru.” Salondaki herkes donup kalmıştı. Babam ellerini yüzüne kapattı. “Annenizi seviyordum,” dedi boğuk bir sesle. “Ama hata yaptım. Büyük bir hata.” İlk kez onu bu kadar güçsüz görüyordum. Yıllarca gözümde güçlü duran adam gitmişti. Yerine suçluluğun altında ezilen biri kalmıştı. “O zaman neden devam ettin?” diye sordum. Uzun süre cevap vermedi. Sonra gözleri dolu dolu bana baktı. “Çünkü insanlar bazen en çok sevdikleri kişileri kırar,” dedi. “Ve bazı hataların geri dönüşü olmaz.” O gece düğün dağıldı. Misafirler sessizce ayrıldı. Kimse ne söyleyeceğini bilmiyordu. Emre’yle birlikte evi terk ettik. Günlerce babamın telefonlarına cevap vermedim. İçimde büyüyen öfke, annemi ikinci kez kaybetmişim gibi hissettiriyordu. Ama zaman geçtikçe annemin mektubundaki son cümle zihnimde yankılanmaya başladı: “Nefretin sizi tüketmesine izin vermeyin.” Bir akşam mezarını ziyaret ettim. Toprağın başında uzun süre sessizce oturdum. Rüzgâr hafifçe ağaçları sallıyordu. Annem sanki hâlâ yanımdaymış gibi hissettim. O an şunu fark ettim: Babamın yaptıkları korkunçtu. Ceylan Teyze’nin ihaneti affedilir gibi değildi. Ama annem son günlerinde bile bize kin bırakmak istememişti. Çünkü nefret insanı içeriden çürütürdü. Babamı hemen affetmedim. Belki hâlâ tamamen affetmiş değilim. Ama onunla konuşmayı yeniden öğrendim. Çünkü bazen affetmek, yapılan şeyi unutmak değil; kendi yaralarını daha fazla kanatmamak demektir. Annemin bana bıraktığı son miras da buydu: Gerçek can yakabilirdi, ama insanı ayakta tutan şey yine sevgiydi.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Evsiz bir adam, lüks arabaları en azından yakından görebilme hayaliyle pahalı bir araba showroom’una girdi
-
“Zengin kocam, elbisem yüzünden beni sakladı
-
Ülkenin en tanınmış sekiz doktoru, bir milyarderin oğlunu saatlerce kurtarmaya çalıştı
-
Tesadüfen, gelinimin eski kahverengi bir bavulu derin bir göle attığını gördüm
-
Miras, İhanet ve Avukatın Planı
-
Köprünün Altında Yaşarken Sandviçimi Bir Yabancıyla Paylaştım… Ertesi Gün Hayatım Tamamen Değişti


