DOLAR
Alış: 44.63
Satış: 44.81
EURO
Alış: 52.59
Satış: 52.80
GBP
Alış: 60.41
Satış: 60.86
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
30.03.2026
1854 Görüntüleme
On yıl önce, rahmetli kız arkadaşım Leyla’nın küçük kızı Cemre’yi evlat edindim.
- “Baba, BEN GERÇEK BABAMIN YANINA GİDİYORUM… Onun kim olduğunu hayal bile edemezsin. Onu çok yakından tanıyorsun… Çünkü bana BİR ŞEY söz verdi…” Zihnim, az önce duyduğu bu ağır kelimeleri reddetmek istercesine uğulduyordu. Masadaki çatal ellerimden kayıp porselen tabağa çarparken çıkardığı o tiz, rahatsız edici ses, odadaki ağır sessizliği bir bıçak gibi kesti. Karşımda oturan, on yıldır saçının tek bir teline zarar gelmesin diye üzerine titrediğim kızıma, Cemre’ye bakakaldım. Fırından yeni çıkmış hindinin kokusu, yılbaşı akşamının o sıcak atmosferi bir anda buz kesmiş, yerini boğucu bir karanlığa bırakmıştı. “Ne diyorsun sen Cemre?” diye fısıldayabildim güçlükle. Sesim bana ait değilmiş gibi boğuk, çatallı ve yabancıydı. “Hangi babadan, hangi tanıdıktan bahsediyorsun? Leyla bana onun kim olduğunu hiçbir zaman söylememişti.” Cemre gözyaşlarını tutmaya çalışarak yutkundu. İri ela gözleri; korku, suçluluk ve derin bir çaresizlikle doluydu. Elleri masanın üzerinde yaprak gibi titriyordu. “Tarık Amca,” dedi titreyen dudaklarıyla. “Dükkânın mülk sahibi… Senin yıllardır ‘en eski dostum’ dediğin, o büyük inşaat şirketinin sahibi Tarık.” Tarık… Bu isim dudaklarından döküldüğü an, kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi küt küt atmaya başladı. Yıllardır dükkânıma gelip giden, inşaat şirketini büyütüp zenginleştikçe benden uzaklaşan ama yine de dostum sandığım, kiramı geciktirdiğimde yüzüme alaycı bir gülümsemeyle bakan o adam. Leyla ile tanıştığım yılları düşündüm; Tarık’ın da o dönem bizimle aynı mahallede olduğunu, ansızın şehri terk edip yıllar sonra zengin, kibirli bir müteahhit olarak döndüğünü hatırladım. Parçalar zihnimde korkunç, mide bulandırıcı bir netlikle birleşiyordu. Leyla’yı hamile bırakıp kaçan, o gencecik, çaresiz kadını karnındaki bebekle bir başına bırakan o korkak, yıllarca yüzüme gülüp dükkânımda çayımı içen Tarık’tan başkası değildi! Öfke, damarlarımda kaynayan bir lav gibi hızla yükseldi. Masadan hışımla, sandalyeyi devirerek kalktım. “O adamın senin baban olmaya hakkı yok!” diye kükredim, yıllardır içimde tuttuğum tüm sakinliğimi, o mütevazı tamirci kimliğimi yitirerek. “Seni ve anneni bir çöp gibi sokağa atan o pisliğe mi gideceksin? O zenginliği, o lüks yalıları, son model arabaları için mi beni, onca yılımızı, annenin o aziz hatırasını bir kalemde siliyorsun Cemre?
- Bu sert sözlerim üzerine Cemre hıçkırıklara boğuldu. Yüzündeki acı o kadar derindi ki, kendi öfkemden bir an utandım. Sandalyesinden fırlayıp hızla boynuma sarıldı. “Hayır baba, hayır!” diye ağlıyordu göğsüme başını gömerken, minik elleriyle gömleğimi sıkıca tutuyordu. “Onun parası zerre umurumda değil! O adamdan nefret ediyorum! O çok kötü biri!” Şaşkınlıkla geri çekilip onun yaşlarla ıslanmış yüzünü avuçlarımın arasına aldım. “O zaman neden kızım? Neden ona gitmek zorundasın?” Cemre, cebine uzandı ve katlanmış, buruşuk bir kâğıt parçası çıkardı. Kâğıdı elime aldığımda dünya başıma yıkıldı. Bu, aylardır ondan gizlemeye çalıştığım, çekmecenin en dibine sakladığım dükkânın tahliye ve evin haciz kararıydı. İşler uzun zamandır kötü gidiyordu, büyük fabrikalar yüzünden el işçiliği ölmüştü ve bankaya olan borçlarımı ödeyemediğim için hem dükkânı hem de yaşadığımız bu küçük evi kaybetmek üzereydik. “Tarık Amca geçen hafta okul çıkışında siyah, büyük arabasıyla yanıma geldi,” diyerek burnunu çekti Cemre. “Bana her şeyi, gerçeği anlattı. Anlatırken yüzünde hiçbir pişmanlık yoktu, hiç utanmadı bile. Sonra da o sözü verdi… Eğer onun yanına taşınırsam, ona herkesin içinde ‘baba’ dersem ve basının önünde onun biricik kızı, saygın mirasçısı gibi davranırsam… Senin tüm borçlarını tek kalemde kapatacağını söyledi.” Gözyaşları çenesinden damlıyordu. “Dükkânı ve evi sana bırakacakmış. Ama eğer reddedersem, yarın sabah icra memurlarını kapımıza yollayıp seni bu kış günü sokakta bırakacağını söyledi. Baba… Sen annem öldüğünde beni sokağa atmadın. Kendi canından olmadığım hâlde bana bir hayat verdin. Şimdi ben senin her şeyini kaybetmene, sokaklarda yatmana nasıl izin veririm?” O an, içimdeki o kör edici öfke yerini tarifsiz bir acıya, ama aynı zamanda devasa, boyun eğmez bir sevgiye bıraktı. Benim küçük, fedakâr, altın kalpli kızım… Beni kurtarmak için kendini o sevgisiz, taş kalpli adamın karanlık dünyasına kurban etmeye, o altın kafese hapsolmaya hazırlanıyordu. Tarık denen o asalak, gençliğinde annesini nasıl bencilce harcadıysa, şimdi de kendi yaşlılık yalnızlığını örtbas etmek, çevresine ‘saygın bir aile babası’ imajı çizmek için kızımı kendi parasıyla satın almaya çalışıyordu. Gözlerimden süzülen sıcak yaşlara engel olamadım. Eğilip kızımın alnından uzun uzun, şefkatle öptüm. Sonra o buruşuk haciz kâğıdını elinden aldım ve gözünün önünde, hiçbir tereddüt yaşamadan yavaşça yırtıp parçalara ayırdım. Kâğıt parçaları birer kar tanesi gibi ayaklarımızın dibine süzüldü. “Baba, ne yapıyorsun?” diye sordu şaşkınlık ve panikle. “Ben sadece bir ayakkabı tamircisi olabilirim Cemre,” dedim, sesim artık titremeyen, sarsılmaz bir inançla çıkıyordu. “Belki sana o adamın sunabileceği imkânları veremem. Ama ben sana annenin ölüm döşeğinde bir söz verdim. O dükkân, bu ahşap ev, o banka borçları benim umurumda değil. Benim yegâne servetim sensin. İstersek sokakta kalalım, istersek bir çadırda yaşayalım ama seni o adamın kirli, vicdansız dünyasına asla teslim etmem. Sen satılık bir eşya değilsin. Bizim sevgimiz, onun milyarlarına sığmayacak kadar büyük.” Cemre’nin gözlerindeki o devasa korku silindi, yerini derin, huzurlu bir gülümseme aldı. Kollarını bir kez daha belime doladı. O gece, Tarık kapımıza dayanıp sırıtarak “Kararınızı verdiniz mi?” diye sorduğunda, kapıyı açıp adamın suratına o yırtık kâğıt parçalarını fırlattım. “Oğlun veya mirasçın yok Tarık,” dedim dişlerimin arasından, “ve asla olmayacak. Cemre’nin bir babası var. Ve o, kızını hiçbir bedele değişmez.” Ertesi sabah dükkânın anahtarlarını teslim ettik. Sadece birkaç eşyamızı ve Leyla’nın o eski gülümseyen fotoğrafını alıp evden çıktık. Belki cebimizde paramız yoktu, belirsizliğe doğru yürüyor, yeni bir hayata sıfırdan başlıyorduk. Ama o soğuk kış sabahında, kızımın elimi sımsıkı tutuşunda hissettiğim sıcaklık, bana dünyanın en yenilmez, en zengin adamı olduğumu haykırıyordu. Yıllar önce Leyla’nın dediği gibi, o benim bebeğimdi ve ben de onun hak ettiği babaydım. Ve hiçbir karanlık, hiçbir tehdit bizi bir daha birbirimizden koparamazdı.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


