DOLAR
Alış: 44.66
Satış: 44.84
EURO
Alış: 52.65
Satış: 52.86
GBP
Alış: 60.30
Satış: 60.75
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
20.02.2026
2384 Görüntüleme
31 yıllık evliliğin ardından, kocamın eski cüzdanında üzerinde bir depo numarası yazılı bir anahtar buldum — ve ona hiçbir şey söylemeden oraya gittim.
- 31 yıllık evliliğin ardından, kocamın eski cüzdanında üzerinde bir depo numarası yazılı bir anahtar buldum — ve ona hiçbir şey söylemeden oraya gittim. O gece her şey bir anda olmuştu. Ambulansın sireni apartman boşluğunda yankılanırken ben terliklerimle peşinden koşmuş, hastanenin soğuk floresan ışıkları altında doktorların “komplikasyon” ve “acil ameliyat” kelimelerini duymuştum. Onu ameliyathanenin kapısında bırakmak zorunda kaldığım an, içimde tarif edemediğim bir boşluk açılmıştı. Ameliyat iyi geçmişti, ama uzun sürecek bir uykuya yatırılmıştı. Yoğun bakımda makinelere bağlı, sessizce yatıyordu. Elini tutarken yıllar gözümün önünden akıp gitmişti: ilk tanıştığımız gün, nikâh masasında titreyen elleri, çocuklarımızın doğumu, maddi sıkıntılar, birlikte aştığımız hastalıklar… Otuz bir yıl. Güvenle, alışkanlıkla ve sandığım kadarıyla dürüstlükle örülmüş bir hayat. Hemşire eve gidip birkaç eşya almamı söylediğinde başımı salladım. Benim arabam servisteydi; onun arabasını almam gerekiyordu. Eve gittiğimde anahtarlarını bulamayınca telaşlandım. Mutfak tezgâhına baktım, vestiyeri karıştırdım, ceketlerini yokladım. Hiçbir yerde yoktu. Son çare olarak komodinin çekmecesini açtım. İçinde eski fişler, bozuk paralar, kırık bir saat kordonu vardı. Ve küçük, yıpranmış bir cüzdan. Bu cüzdanı yıllardır görmemiştim. İçini açtığımda para yoktu. Sadece birkaç anahtar. Ve bir tanesi plastik etiketliydi. Üzerinde ilçemizdeki bir eşya deposunun adı ve siyah kalemle yazılmış bir ünite numarası vardı. Bir an nefesim kesildi. Otuz bir yılda kocamın bir depo kiraladığını hiç duymamıştım. Böyle bir şeye neden ihtiyaç duysun ki? Biz sıradan bir hayat sürüyorduk. Ne gizli bir hobisi vardı ne de saklayacak bir serveti. Yedek araba anahtarını aldım. Sonra tereddüt ederek depo anahtarını da cebime koydum. Cüzdanı yerine bıraktım ve hastaneye döndüm. Onun yanında otururken aklım sürekli o anahtardaydı. “Belki eski eşyalar vardır” dedim kendi kendime. “Belki bana sürpriz yapacaktı.” Ama içimde büyüyen huzursuzluk başka şeyler fısıldıyordu. Sonunda dayanamadım. Hastaneden çıkıp eve dönmek yerine, telefonuma deponun adresini yazdım. Akşam serinliği çökmüştü. Tesis şehrin kenar mahallesindeydi; gri sac kapılar, güvenlik kulübesi ve floresan ışıklarıyla kasvetli bir yerdi. Görevliye, eşimin adına kayıtlı üniteye bakmak istediğimi söyledim. Bilgisayara baktı, kimliğimi kontrol etti. Gerçekten de kocamın adına kayıtlıydı. Üstelik üç yıldır. Üç yıl. Elim titreyerek dar koridordan yürüdüm. Numara kapının üzerinde yazıyordu. Anahtarı kilide soktum. Metal kapıyı yukarı doğru kaldırdım. Ve dizlerim neredeyse boşaldı. İçeride beklediğim gibi eski koliler ya da kullanılmayan eşyalar yoktu. Duvar boyunca dizilmiş plastik kutular, ortada küçük bir masa ve sandalyeler vardı. Masanın üzerinde bir masa lambası, eski bir dizüstü bilgisayar ve düzenli şekilde istiflenmiş dosyalar duruyordu. Ama asıl dikkatimi çeken duvardı. Duvara iğnelerle tutturulmuş onlarca fotoğraf vardı. Hepsi benim fotoğraflarımdı
- Gençliğimden başlayarak… Üniversite mezuniyetim, nişanımız, çocuklarla parkta çekilmiş kareler, geçen yaz balkonda çiçekleri sularken çekilmiş bir fotoğrafım. Bazılarında farkında bile olmadığım anlar vardı. İçime soğuk bir korku yayıldı. Bu bir takıntı odası gibiydi. Masaya yaklaştım. Dosyalardan birini açtım. İçinde doktor raporları vardı. Başka bir dosyada banka dekontları. Bir diğerinde ise bir isim: “Zeynep Yılmaz – Özel Bakım Merkezi.” Bu isim yabancıydı. Kalbim hızlandı. Sonunda çekmecede bir zarf buldum. Üzerinde benim adım yazıyordu. Titreyen parmaklarımla açtım. “Eğer bunu okuyorsan, demek ki bir şeyler ters gitti,” diye başlıyordu. Mektup kocamın el yazısıyla yazılmıştı. Üç yıl önce yaptırdığı bir sağlık kontrolünde ciddi bir kalp rahatsızlığı tespit edildiğini, ama bana söylemeye cesaret edemediğini yazmıştı. “Sen hayatın boyunca benim yükümü taşıdın,” diyordu. “Bir de hastalık korkusunu yüklemek istemedim.” Depoyu, benim için bir hazırlık alanı olarak kiralamıştı. Duvara astığı fotoğraflar, “unutmamak için”di. Bana dair her anı, her gülüşü saklamak istemişti. Dosyalardaki evraklar, sigorta poliçeleri ve birikim planlarıydı. Banka dekontları, gizlice yaptığı birikimleri gösteriyordu. Ve o isim… Zeynep Yılmaz, onun yıllardır maddi destek verdiği engelli kız kardeşiydi. Kayınvalidem yıllar önce vefat ettiğinde, zihinsel engelli kız kardeşini bir bakım merkezine yerleştirmek zorunda kalmıştı. Bana söylememişti çünkü ailesiyle yaşadığı sorunları hep kapalı tutmuştu. “Seni o karmaşaya sokmak istemedim,” diye yazmıştı. Gözlerim doldu. O odayı bir ihanet mekânı sanmıştım. Oysa burası korkularını, sorumluluklarını ve beni koruma çabasını sakladığı yerdi. Son satırda şunlar yazıyordu: “Eğer bir gün gerçekten ameliyat masasına yatarsam ve geri dönemezsem, bil ki seni hiçbir zaman aldatmadım. Sadece güçlü görünmeye çalıştım. Senin yüzündeki huzuru kaybetmemek için.” Depoda yere çöktüm ve ağladım. Onu yanlış anlamıştım. Sessizliğini, mesafesini, son yıllardaki dalgınlığını… Hepsini başka yerlere yormuştum. Metal kapıyı kapatıp anahtarı çantama koyduğumda içimdeki korku yerini başka bir şeye bırakmıştı: ağır ama berrak bir farkındalığa. Hastaneye döndüğümde hâlâ uyuyordu. Elini tuttum. Bu kez sadece geçmişi değil, onun korkularını da düşündüm. Birlikte geçirdiğimiz yılların ardındaki görünmeyen fedakârlıkları. Monitörün ritmik sesi artık ürkütücü gelmiyordu. Başını okşadım ve fısıldadım: “Bu sefer yükü birlikte taşıyacağız.” Otuz bir yılın ardından anladım ki evlilik sadece paylaşılan anlardan değil, bazen saklanan korkulardan da oluşuyormuş. Ve gerçek sevgi, gerçeği öğrenince kaçmak değil; kalıp yeniden el ele tutuşabilmekmiş.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


