Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 3.06.2026 5 Görüntüleme

Vazektomi yaptırmamın üzerinden 14 yıl geçmişti ki eşim Elif hamile olduğunu söyledi.

1 / 2

Bölüm 1
“Hamileyim.”

Eşim mutfakta bana bu iki kelimeyi söyledi. Masanın üzerinde bir gebelik testi duruyordu. Dışarıda Ankara’da şiddetli yağmur damlaları pencerelere vuruyordu ve o an ayaklarımın altındaki zeminin kayıp gittiğini hissettim.

Bağırmadım.

Bir sandalye fırlatmadım.

Ona çocuğun babasının kim olduğunu da sormadım.

Sadece testteki iki kırmızı çizgiye, sanki ölüm fermanımmış gibi bakakaldım.

Çünkü 14 yıl önce vazektomi olmuştum.

Benim adım Murat Yılmaz. Hayatımın ikiye bölündüğü gün 39 yaşındaydım. İnşaat sahalarında, fabrikalarda ve büyük binalarda elektrik teknisyeni olarak çalışıyordum; başkalarının yarım bıraktığı bağlantıları düzeltmek benim işimdi. Mesleğim bana her zaman bir şey öğretmişti: Bir kabloyu sabırla takip edersen, arızanın kaynağını mutlaka bulursun. Her şeyin bir başlangıç noktası vardır. Her sonucun bir sebebi vardır.

Ama o gece karşımdaki karmaşayı çözebilecek hiçbir şemam, hiçbir planım yoktu.

### Hayatımız ve Geçmişimiz

Eşimin adı Elif’ti. Uzun yıllardır evliydik. Zengin değildik ama artık evliliğimizin ilk yıllarındaki gibi ay sonunu getirmek için mücadele etmiyorduk. Eskişehir’de küçük bir evimiz, yıllanmış bir SUV aracımız, aletlerimi sakladığım küçük bir atölyem ve Elif’in kendi emeğiyle kurduğu bir güzellik salonu vardı: iki koltuk, büyük aynalar, parlak beyaz ışıklar ve üzerinde “Ay Işığı Güzellik Salonu” yazan pembe bir tabela.

Evlendiğimiz ilk yıllarda hayat çok farklıydı. Kayınpederimin başarısız bir ticaretten kalan borçları ailemizin omuzlarına yük olmuştu. Ben çift vardiya çalışıyor, maaşım daha elime geçmeden tükeniyordu. O günlerde bir çocuk sahibi olmak bizi tamamen çıkmaza sürükleyebilirdi. Bu konuyu defalarca konuştuk; sanki para sıkıntısından söz etmek acıyı hafifletecekmiş gibi.

“Şu an bunun altından kalkamayız,” demişti Elif bir gece, gözleri kıpkırmızı olmuş halde.

Ben de iyi bir eş olmaya çalışarak, Çankaya’daki özel bir kliniğe gidip vazektomi yaptırdım.

Bugün bile antiseptik kokusunu, odanın soğukluğunu ve doktorun sözlerini hatırlıyorum:

“Bu oldukça güvenilir bir yöntemdir. Yalnız düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin.”

Klinikten çıkarken elimdeki mühürlü belgeye, geleceğimin kontrolü sanki onun içindeymiş gibi bakmıştım.

Şimdi ise, aradan 14 yıl geçtikten sonra, gelecek mutfağımda durmuş bana meydan okuyordu.

### Sessizlik ve Şüphenin Zehri

Elif bir elini karnının üzerine koymuştu. Yüzü bembeyazdı ama gözlerinde beni içeriden parçalayan bir şey vardı: korku… ve umut.

“Murat,” diye fısıldadı, “lütfen bir şey söyle.”

Eski evrakları sakladığımız çekmeceyi açtım: faturalar, makbuzlar, yıllarca bir kenarda duran tıbbi belgeler… İnsan bazen bir gün silaha dönüşeceklerini bilmeden bazı kâğıtları saklar.

Kliniğe ait dosyayı buldum.

Her şey oradaydı: tarih, doktorun imzası, resmi kaşe ve yapılan işlem.

Elif belgeyi görünce yüzündeki son renk de kayboldu.

“Ne düşündüğünü biliyorum.”

İşte tam o anda konuşmalıydım.

Ona, “Korkuyorum. Hiçbir şey anlamıyorum. Bana anlat,” demeliydim.

Belgeyi masaya bırakıp bu acıyla yüzleşmeliydim.

Ama korkak bir adamın yapacağı şeyi yaptım:

Sessiz kaldım.

“Anladım,” dedim.

Bu düpedüz bir yalandı.

Çünkü aslında hiçbir şey anlamamıştım.

Sonraki günlerde dışarıdan kusursuz bir eş, içeriden ise çürümüş bir adam oldum.

Elif’i doktor kontrollerine götürdüm. Ona doğum öncesi vitaminleri, mide bulantısına iyi gelen krakerler, meyveler ve maden suyu aldım. Güzellik salonundaki müşterileri omzuna dokunup “Tebrikler!” dediğinde gülümsedim. Mahalledeki komşularımdan biri kaldırımdan seslenip:

“Maşallah Murat abi! Bu yaştan sonra yeniden baba oluyorsun!”

dediğinde de gülümsedim.

Ama attığım her gülümsemenin tadı ağzımda paslı demir gibi kalıyordu.

Zihnim başka erkeklerin görüntüleriyle dolup taşıyordu.

Elif’i her gördüğünde güldüren kozmetik ürünleri dağıtıcısı genç adam…

Kadınlara hizmet veren bir salona sürekli sakal tıraşı bahanesiyle uğrayan müşteri…

Bir gün su damacanasını taşırken ona yardım eden komşu…

Şüphe garip bir hastalıktır.

Her selamı bir delile, her hatırayı bir suça dönüştürür.

Elif bunu fark etmişti.

Bir gece yatakta yan yana uzanırken, eski tişörtümün altında hafifçe belirginleşmeye başlayan karnına bakıyordum. Sessizliği o bozdu.

“Benden çok uzaklaştın.”

“İş yüzünden yorgunum.”

“Hayır,” dedi yumuşak bir sesle. “Buradasın ama benimle değilsin. Eğer bana sormak istediğin bir şey varsa, sor.”

Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü.

Alt katta buzdolabının motor sesi duyuluyordu. Dışarıda bir sokak köpeği havlıyordu.

O anda sorabilirdim.

Aylarca sürecek acıyı bitirebilirdim.

Ama sevgimden önce gururum konuştu.

“Bir şey yok,” dedim. “Sadece biraz yoruldum.”

Elif gözlerini yere indirdi.

Benim yanımda ağlamadı.

Ve bu, canımı daha da fazla yaktı.

### Ailemin Zehri

Haber aileme ulaştığında adeta bomba gibi patladı.

Annem, Fatma Hanım, sonuca varmak için beş dakikaya bile ihtiyaç duymadı.

“Elif sana ihanet etmiş, Murat,” dedi telefonda. “Vazektomi olmuş bir adamın karısının hamile kalması mucize değil, alay konusudur.”

Kız kardeşim Zeynep ise daha da acımasızdı.

“Benim kocam olsaydı kapının önüne koyardım. Ne yapacaksın? Başkasının çocuğunu mu büyüteceksin?”

Herkesin önünde Elif’i savunuyordum.

Ama onların sözleri kalbimdeki çatlaklara sızıyordu.

Annem zamanla evimize daha sık gelmeye başladı.

Bir elinde ev yapımı çorba, diğer elinde nazar boncukları ve zehirli imalar…

“Ah Elif,” diyordu sahte bir tebessümle. “Ne kadar ilginç bir nimet bu böyle. Allah’ın hikmeti gerçekten sonsuz.”

Elif nezaketen gülümsüyordu.

Ama omuzlarının nasıl gerildiğini görebiliyordum.

Bir pazar günü annem onu banyoda ağlarken yakaladı.

“İtiraf edeceğin bir şey varsa, çocuk doğmadan söyle,” dedi.

Bunu salondan duydum.

Ve hiçbir şey yapmadım.

Hayatım boyunca duyduğum en büyük utançlardan biri buydu.

### Emir’in Doğumu

Hamilelik ilerledikçe Elif daha çabuk yorulmaya başladı.

Bedeni değişiyordu.

Bu değişim bana sevgi hissettirmeliydi.

Ama ben her şeyi kendi felaketimin izini süren bir dedektif gibi izliyordum.

Bebek ilk kez tekme attığında Elif heyecanla elimi tutup karnının üzerine koydu.

Ben ise telefonum titreşiyormuş gibi yaparak elimi hemen geri çektim.

Yüzü düştü.

“Hissettin değil mi?”

“Evet,” diye yalan söyledim. “Oldukça güçlü bir oğlan.”

Gözlerimin içine baktı.

Ben bakışlarımı kaçırdım.

Kendime sürekli gerçeği öğrenene kadar sadece kendimi koruduğumu söylüyordum.

Ama gerçek daha çirkindi.

Onu hiçbir mahkeme kurmadan cezalandırıyordum.

Ocak ayının soğuk bir sabahında, saatler süren sancıların ve acil sezaryenin ardından bebeğimiz dünyaya geldi.

Hastanenin koridorları dezenfektan, bayat çay ve korku kokuyordu.

Dışarıda beklerken yumruklarımı o kadar sıkıyordum ki parmak eklemlerim ağrımaya başlamıştı.

Sonunda içeri girmeme izin verdiler.

Elif solgundu.

Ter içindeydi.

Ağlıyordu.

Göğsünün üzerinde beyaz bir battaniyeye sarılmış küçücük bir bebek yatıyordu.

Kırmızı, minicik, öfkeli ve capcanlı.

“Bu bizim oğlumuz,” diye fısıldadı.

Bizim.

Bu kelime beni sarstı.

Yaklaştım.

Bebeğin koyu renk saçları, küçük bir ağzı ve kusursuz elleri vardı.

Çenesinde küçük bir gamze bulunuyordu.

Tıpkı benimki gibi.

Bir anlığına hiçbir kanıt aramadan inanmak istedim.

Teslim olmak istedim.

Ağlamak, onu kucağıma almak ve “oğlum” demek istedim.

Ama şüpheyle çürümüş zihnim hemen cevap verdi:

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp