DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Kızımı iki yıl önce toprağa verdim.
- Kızımı iki yıl önce toprağa verdim. Adı Ece’ydi. On bir yaşındaydı. İnsanlar zamanla acının hafifleyeceğini söyler ama bu doğru değil. Acı hafiflemez; sadece insanın içine yerleşir, nefes alıp verirken bile orada olduğunu hissettiğin bir gölgeye dönüşür. Ece bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Okul servisinin yağmurlu bir günde kayması… O gün hastanede doktorun dudaklarından dökülen cümleleri hâlâ hatırlıyorum. Eşim Nihat bütün resmi işlemleri, cenazeyi, mezarlığı halletti. Ben ise evin salonunda, Ece’nin pembe tokasının durduğu sehpanın karşısında saatlerce boşluğa bakarak oturdum. Başka çocuğumuz olmadı. Bir kaybın ağırlığı bile bizi paramparça etmişken, ikinci bir ihtimali düşünmek bile dayanılmazdı. Hayat, iki yıl boyunca sessiz ve ağır aktı. Ta ki geçen Perşembe sabahı ev telefonu çalana kadar. “Zeynep Hanım?” dedi telefondaki temkinli ses. Okul müdürüydü. “Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama burada annesini aramak isteyen bir kız var. İsminizi ve numaranızı verdi.” “Yanlış aradınız,” dedim mekanik bir sesle. “Kızım iki yıl önce vefat etti.” Telefonda kısa bir sessizlik oldu. “Adının Ece olduğunu söylüyor,” dedi müdür yavaşça. “Ve… sistemimizdeki fotoğrafıyla neredeyse aynı.” Kalbim göğsüme çarpmaya başladı. “Bu imkânsız.” “Lütfen onunla konuşun,” dedi müdür. Arka planda ayak sesleri duyuldu. Sonra ince, tanıdık bir ses: “Anne? Anne, lütfen gelip beni al.” Telefon elimden düştü. Bu bir benzerlik değildi. O sesti. Kızımın sesi. Nihat odaya girdiğinde yüzümün rengini görünce durdu. “Ne oldu?” “Ece,” diye fısıldadım. “Okulda.” Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Telefonu alıp kapattı. “Bu bir dolandırıcılık. Yapay zekâyla ses taklidi yapıyorlar. Sakın gitme.” Ama gözlerindeki panik, söylediği şeyden daha fazlasını anlatıyordu. Anahtarlarıma uzandım. Kapının önüne geçti. “Gidemezsin,” dedi titreyerek. “Neden korkuyorsun?” diye bağırdım. “O öldü! Eğer bir hayalet değilse, neden bu kadar panik oldun?” Cevap vermedi. O an, içimde bir şüphe kıvılcımı yandı. Arabaya atlayıp okula gittim. Koridorlar her zamanki gibiydi; duvarlarda öğrenci resimleri, panolarda etkinlik duyuruları… Ama benim için dünya bulanıktı. Müdürün odasına ulaştım ve kapıyı açtım. Masanın önünde duran kız arkasını dönmüştü. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Müdür bana baktı, sonra yavaşça başını salladı. “Kızım…” diye fısıldadım. Kız döndü. Nefesim kesildi. Yüz hatları, gözleri, hatta sağ kaşının üzerindeki minik ben… Hepsi Ece’ydi. Ama bir şey farklıydı. Bakışları daha temkinliydi, daha yabancı. “Anne,” dedi ürkekçe
- Ayaklarım beni ona götürdü. Elini tuttum. Sıcaktı. Gerçekti. “Adın ne?” diye sordum fısıltıyla. “Ece,” dedi. “Ama… bana iki yıldır Elif diyorlar.” Dünya başıma yıkıldı. Müdür söze girdi. “Bu sabah okula geldi. Daha önce başka bir şehirde kayıtlıymış. Ama sistemde eski bilgiler eşleşti. Doğum tarihi, kimlik numarası… Her şey.” “Bu imkânsız,” diye mırıldandım. “Kaza oldu. Hastane… cenaze…” Kızın gözleri doldu. “Anne, o gün arabada ben yoktum.” O an kalbim duracak sandım. “Ne demek yoktun?” “Babam beni son anda arabadan indirdi,” dedi. “Ağlıyordum, gitmek istemiyordum. Servis şoförü acele ediyordu. Babam beni eve geri götürdü. Sonra… bir daha seni görmedim.” Kulaklarım uğuldadı. “Babam mı?” “Bana her şeyi unutacağımızı söyledi. Yeni bir şehirde yeni bir hayat.” Kapı hızla açıldı. Nihat içeri girdi. Nefes nefeseydi. Gözleri kızın üzerinde dondu. “Bu bir yanlışlık,” dedi sertçe. “Zeynep, hadi gidelim.” “Bana gerçeği söyle,” dedim titreyerek. “O gün ne oldu?” Nihat’ın yüzündeki ifade çözüldü. Omuzları düştü. “Kaza çok ağırdı,” dedi kısık bir sesle. “Servisteki çocuklardan biri hayatını kaybetti. Ailesi perişandı. Şoför suçlu bulunacaktı. Ece serviste olsaydı, ifade vermesi gerekecekti. Travma yaşayacaktı. Seni de kaybedecektim. Sen zaten hassastın…” “Ne yaptın?” diye fısıldadım. “Onu aldım,” dedi. “Başka bir şehre götürdüm. Kimliğini değiştirdim. Seni korumak istedim. Hepimizi korumak istedim.” “Beni iki yıl boyunca kızımın öldüğüne inandırdın,” dedim. Sesim yabancıydı. Gözlerinden yaş süzüldü. “Seni kaybetmekten korktum.” O an anladım: Kayıp bazen ölümle gelmezdi. Bazen yalanla gelirdi. Ece—ya da Elif—elimi sıktı. “Anne, eve gidelim mi?” Gözlerimden yaşlar süzülürken başımı salladım. “Eve gidelim.” O gün sadece kızımı geri almadım. Gerçeği de aldım. Nihat’la yollarımızı ayırdık. Çünkü bir aileyi ayakta tutan şey korku değil, güvendir. İki yıl boyunca yas tuttuğum mezar boş çıktı. Ama kalbimdeki boşluk, kızımın elini yeniden tuttuğum an doldu. Acı gerçekten hafiflemez. Ama bazen, en karanlık yalanın içinden bile umut doğar. Ve o gün, ben kızımı ikinci kez hayata kavuşturdum.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Galeriler
-
Kızımı iki yıl önce toprağa verdim.
-
Otobüste, yanında iki çocuğu olan bir kadın ayakta bekliyordu
-
Baba, üç oğluna ödemeleri için 900.000 rupilik bir senet verdi ama hepsi reddetti.
-
Bu sokak çocuğunun boynunda neden oğlumun ejderha kolyesi var?
-
Kadın, kör kocasını ormana götürdü
-
Düğün gecesi battaniyeyi kaldırdığımda gördüğüm gerçek beni titretti. İşte o an,


