Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 21.05.2026 12 Görüntüleme

Kocam her gece şafak vakti 35 yıl boyunca kendini kilitlerdi

1 / 2

BÖLÜM 1

—Sabahın dört buçuğunda ne yaptığımı bir daha sorarsan, yemin ederim bu evden giderim.

Bunu bana, otuz beş yıllık evliliğimizden sonra söyledi eşim Rıza.

Benim adım Emine Yıldız, yetmiş sekiz yaşındayım ve hayatımın yarısından fazlasını, gerçekten tanıdığımı sandığım bir adamla aynı yatağı paylaşarak geçirdim. İstanbul’un Fatih ilçesinde, eski ama kendi emeğimizle yavaş yavaş yükselttiğimiz mütevazı bir evde yaşıyorduk. Bayram harçlıkları, fazla mesailer, borçlar ve bitmeyen fedakârlıklarla kurduğumuz bir hayattı bu. Rıza çalışkan, sessiz, ortalığı karıştırmayan, başını eğip işine bakan bir adamdı. Herkes bana “ne şanslı kadınsın” derdi.

Onu 1968 yılında, bir mahalle kermesinde tanımıştım. O yirmi dört yaşındaydı ve İkitelli’deki bir metal parça fabrikasında çalışıyordu. Ben yirmi bir yaşındaydım ve hâlâ babamdan izin almadan sokağa çıkamazdım. Bir yıl sonra evlendik. İki çocuğumuz oldu: Mehmet ve Ayşe. Paramız hiç bolluk görmedi ama soframızdan ekmek eksik olmadı.

Ama Rıza’nın yıllar boyunca içime işleyen bir alışkanlığı vardı.

Her gün, istisnasız, sabaha karşı dörtte uyanırdı. Sessizce banyoya gider, kapıyı kilitler ve yaklaşık bir saat orada kalırdı.

Başta mide rahatsızlığı sandım. Sonra belki dua ediyor, ağlıyor ya da bir şeyler saklıyor diye düşündüm. Ama ne içki kokusu vardı, ne sigara, ne de gecikmeler. Düzgün bir adamdı. Fazlasıyla düzgün.

Garip olan sadece saat değildi. Sessizlikti. Suyun akışını duyuyordum, poşetlerin hışırtısını, lavabo kenarına çarpan şişeleri. Bazen çok hafif bir inleme… sanki kimse duymasın diye yutuyordu.

Sorduğumda yüzü bembeyaz kesilirdi.

—Bağırsaklarım, Emine. Soru sorma.

Ve yıllarca sustum. Bize böyle öğretilmişti: kocayı sorgulamamak, “kadının işi değil” denilen şeylere karışmamak…

Ama başka şeyler de vardı.

Rıza yazın en sıcak günlerinde bile kısa kollu giymezdi. Hiç, ama hiç gömleğini önümde çıkarmazdı. Yakınlaşınca ışıkları söndürürdü. Sırtına dokunmaya çalıştığımda ise bir taş gibi donar kalırdı.

Çocuklar büyüdükten bir gece dayanamadım.

—Başka bir kadın mı var?

Kaşığı tabağa düşürdü. Bana korkuyla dolu gözlerle baktı.

—Bunu söyleme.

—O zaman neyi saklıyorsun?

Masadan kalktı, ağlamaya başladı. Onu hayatımda ilk kez ağlarken görüyordum.

—Sizi korumak için saklıyorum.

Bu cümle içime buz gibi oturdu.

O günden sonra ev aynı ev değildi. Mehmet babasının hep soğuk biri olduğunu söylerdi. Ayşe abarttığımı düşünürdü. Ama ben, o banyoda kilitli kalan bir şey olduğunu biliyordum.

Bir Mart sabahı, uyuyor numarası yaparken onu gördüm. Dolaptan bir hastane çantası çıkardı. Yavaşça, her adımı acı veriyormuş gibi aşağı indi. Birkaç dakika bekledim ve peşinden gittim.

Kapının altından ışık sızıyordu. Anahtarı dikkatlice çevirip kilidi açtım ve gözlerimi deliğe dayadım.

Gördüğüm şey nefesimi kesti.

Rıza üstünü çıkarmıştı.

Sırtı bir sırta benzemiyordu. Adeta bir haritaydı: eski yanık izleri, derinleşmiş yaralar, kabarmış izler, bazıları hâlâ taze görünen çukurlar… Bedeni paramparçaydı. Bir yarayı gazlı bezle temizlerken, çığlık atmamak için bir havluyu ısırıyordu.

Elimi ağzıma kapattım, ses çıkmasın diye.

Yıllardır yanımda uyuyan adamın içi parçalanmıştı… ve ben bunu hiç bilmiyordum.

Ve o an, asıl olan bitmek üzereydi…

BÖLÜM 2

Titreyerek yatak odasına çıktım. Dizlerim boşalmıştı, kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Yorganın altına girip uyuyormuş gibi yaptım ama gözyaşlarım yastığı ıslatıyordu.

Rıza geri geldiğinde dikkatlice yatağa uzandı. Hiç konuşmadı. Ben de konuşmadım. O karanlıkta ikimizin de yalan söylediğini anladım: o acısını saklıyordu, ben ise az önce gerçeği gördüğümü saklıyordum.

Sabah her zamanki gibi kahve yaptım. Demlikte Türk kahvesi hazırladım, sofraya ekmek ve peynir koydum, çay bardağını doldurdum. Rıza mutfağa uzun kollu gömleği iliklenmiş halde girince ona artık eskisi gibi bakamadım.

—İyi misin Emine? —diye sordu.

—Kötü uyudum.

Gözlerini kaçırdı. Sanki bir şey sezmiş gibiydi.

O işe gittikten sonra dolabı açtım. Gömleklerinin arkasına saklanmış bir çanta buldum. İçinde gazlı bezler, bantlar, yanık kremi, kronik ağrı için ilaçlar ve kan lekeli sargılar vardı. Yatağın kenarına oturup bunları elimde tutarken kendimden utandım.

Yıllarca aldatıldığımı düşündüm. Kirli sırlar hayal ettim. Rıza’nın bana yalan söylediğini sandım.

Ama hayır… Kocam gizlice iyileşmeye çalışıyordu.

O gece geçmişten konuşmayı denedim.

—Rıza… tanıştığımız yılları hatırlıyor musun? Sokaklarda korku vardı değil mi?

Birden durdu.

—Açma o konuyu.

—Sadece anlamak istiyorum.

Elini masaya sertçe vurdu.

—Anlaman gerekmeyen şeyler var.

O cumartesi akşamı Mehmet de yemeğe gelmişti. Söze karıştı.

—Yine mi aynı şeyler anne? Bırak artık. Babam hep böyleydi zaten. Sessiz, uzak… değişmez.

Rıza yavaşça ayağa kalktı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp