DOLAR
Alış: 44.78
Satış: 44.96
EURO
Alış: 52.61
Satış: 52.82
GBP
Alış: 60.44
Satış: 60.88
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.04.2026
99 Görüntüleme
Üvey annemin bakımevi için her ay 80 bin lira ödüyordum
- Üvey annemin bakımevi için her ay 80 bin lira ödüyordum, çantasında bulduğum o sırla hayatımın en büyük şokunu yaşadım! Ben 40 yaşındayım, adım Aylin. “Anne” dediğim kadın, Cavidan, aslında biyolojik annem değil. Annemi kaybettiğimde henüz sekiz yaşındaydım ve o hayatıma girip bana hep kendi çocuğuymuşum gibi şefkat gösterdi. Asla annemin yerini almaya çalışmadı ama okul müsamerelerimde en önde oturdu, hastalandığımda sabahlara kadar başucumda bekledi. İki yıl önce babam da vefat edince hayatta sadece ikimiz kaldık. İşim gereği günde 12-14 saat çalışıyordum ve Cavidan’ın sağlığı kötüleşmeye başladığında ona yetemediğimi anladım. Tam o dönemde bana kendisi için harika bir bakımevi bulduğunu söyledi. Aylık masrafı 80 bin liraydı. Bu miktar, faturalarımdan geriye kalan paramın neredeyse yüzde seksenini alıyordu ama o benim için her şeyini feda etmişti, bu yüzden hiç düşünmeden kabul ettim. Tam bir yıl boyunca her ay bu parayı tıkır tıkır ödedim. Ancak geçen hafta ziyaretine her zamankinden bir gün erken gittim ve o gün her şey darmadağın oldu. Resepsiyondaki hemşire beni durdurdu. Sesini alçaltarak, “Bunu biliyor musunuz emin değilim ama… Üvey anneniz burada kalmak için hiçbir ücret ödemiyor. O emekli bir öğretmen ve yıllar önce buranın yapımına büyük bir fon sağladığı için burada ömür boyu ücretsiz kalma hakkı var,” dedi. Ayaklarımın altındaki yerin kaydığını hissettim. “Peki o zaman benim her ay verdiğim o paralar nereye gidiyor?” diye sorabildim. Hemşire etrafına bakındı ve kulağıma eğilip, “Gerçeği öğrenmek istiyorsanız, yanından bir an bile ayırmadığı o örgü çantasına bakın,” diye fısıldadı. Titreyen adımlarla odasına girdim. Çanta her zamanki gibi koltuğunun yanındaydı. O lavaboya girdiği an ellerim titreyerek çantayı açtım. İplerin en dibine gizlenmiş, soğuk ve nahoş bir şeye dokunduğum an nefesim kesildi. “Aman Tanrım…” diye fısıldayabildim sadece. Bana yıllarca annelik yapan bu kadının örgü çantasının derinliklerinde sakladığı ve keşke hiç görmeseydim diyeceğim o sarsıcı şey neydi? Elimi o yün çilelerinin arasına daldırdığımda parmak uçlarıma değen o soğuk, metalik ve ağır nesneyi kavradım. İplerin arasından çekip çıkardığımda, bunun eski, siyah ve paslanmış demirden küçük bir kilitli kasa olduğunu gördüm. Kasanın soğukluğu adeta parmaklarımdan bütün bedenime yayılmıştı. Kilit kısmı kırıktı, sanki aceleyle açılıp kapanmaktan yalama olmuştu. Titreyen ellerimle kapağı araladım. İçinde ne bir örgü şişi, ne de masum bir hatıra vardı. Kasanın içi, benim her ay binbir zorlukla kazandığım, uykusuz kalarak ödediğim o 80 bin liralık banknot desteleriyle doluydu! Ama beni asıl dehşete düşüren paralar değildi. Paraların hemen altında, lastiklerle sıkıca bağlanmış, rutubet kokan bir tomar mektup ve resmi banka dekontları duruyordu. En üstteki dekontu elime aldım. Gönderici Cavidan, alıcı ise yüksek güvenlikli bir cezaevi hesabıydı. Miktar tam olarak benim ona o ay gönderdiğim paraydı. Nefes alışverişim hızlanırken, dekontların altındaki ilk mektubu çekip çıkardım. Kağıt buruş buruştu, sanki defalarca okunmuştu. İlk satırı okuduğumda kalbimin göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi attığını hissettim: “Sevgili Anneciğim…” Anneciğim mi? Cavidan’ın hiç çocuğu olmamıştı! Yıllarca bana, çocuğu olmadığı için beni kendi öz kızı gibi sevdiğini, hayatını bana adadığını söylemişti. Satırları dehşet içinde okumaya devam ettim. “Gönderdiğin paralar içerideki borçlarımı kapatmaya yetiyor. Avukat da temyiz için o aptal kızın yatırdığı son taksiti beklediğini söyledi. İyi ki babası öldüğünde tüm o birikimleri kendi üzerine geçirmeyi başardın. Yoksa o işkolik Aylin bize zırnık koklatmazdı. Az kaldı anne, buradan çıkacağım ve sen o numaradan yattığın lüks huzurevinden çıkıp yanıma geleceksin.” Mektubun altındaki imza, “Oğlun, Tarık” şeklindeydi
- Beynimin içi uğulduyordu. Gözyaşlarım öfkeden ve hayal kırıklığından kurumuştu. Benim fedakar, melek gibi sandığım üvey annem aslında beni yıllarca korkunç bir yalanın içinde yaşatmıştı. Benim haberim bile olmayan biyolojik bir oğlu vardı; üstelik bir suçluydu ve cezaevindeydi. Cavidan, babamın vefatından sonra onun mirasını gizlice kendi üzerine geçirmiş, yetmezmiş gibi o “hastayım, bakıma muhtacım” yalanıyla beni günde 14 saat çalışmaya mahkum edip tüm kazancımı bu suçlu oğlunu kurtarmak için kullanmıştı. Ben, beni sevdiğini sanarak ona minnet duyarken; o, arkamdan bana “aptal kız” diyen o adamla iğrenç planlar yapıyordu. Tam o sırada banyo kapısının kilidi tıkırdadı. Cavidan, yüzünde her zamanki o tatlı, yorgun ve şefkatli gülümsemesiyle dışarı adımını attı. “Aylinciğim, canım kızım, sen çay…” Sözleri, elimdeki o açık siyah metal kasayı ve mektupları gördüğü an boğazına dizildi. O sevecen, titrek yaşlı kadın maskesi saniyeler içinde paramparça oldu. Gözlerindeki o sahte şefkat silindi, yerine buz gibi, hesapçı ve sert bir ifade yerleşti. Yüz hatları gerildi, duruşu bile dikleşti. “O çantayı karıştırmaya nasıl cüret edersin?” dedi, sesi daha önce hiç duymadığım kadar tıslar gibi ve tehditkardı. Elimdeki mektubu havaya kaldırdım. Dudaklarım titriyordu ama sesimdeki öfke her şeyden daha baskındı. “Bütün bunlar ne Cavidan? Tarık kim? Benim her ay çalışmaktan perişan halde sana getirdiğim o paraları, babamın mirasını bu cezaevindeki adama mı yediriyorsun? Bana yıllarca annelik masalı anlattın, hepsi bu sinsi plan için miydi?” Cavidan zerre kadar utanmadı. Koltuğa doğru yürüdü ve alaycı bir şekilde güldü. “Sana sekiz yaşından beri ben baktım Aylin. Altını ben temizledim, yemeğini ben yaptım, o babanın kahrını ben çektim! Benim öz oğlum gençliğini o dört duvar arasında çürütürken, sen dışarıda rahatça geziyordun. Elbette bana olan borcunu ödeyecektin! Ben sadece hakkım olanı, bana borçlu olduğunuzu aldım.” Yıllarca uğruna saçımı süpürge ettiğim kadının karşımda söylediği bu acımasız sözler, kalbimdeki son merhamet kırıntısını da yok etti. Demek ben onun için sadece sağmal bir inek, hayatını kolaylaştıracak bir araçtım. Hiçbir şey söylemedim. Bağırmadım, çağırmadım, ağlamadım. Metal kasayı, içindeki dekontları ve mektupları çantama koydum. “Ne yapıyorsun? Bırak onları!” diye bağırarak üzerime doğru hamle yaptı ama onu sertçe iterek kendimden uzaklaştırdım. “Senin benden alacağın hiçbir hak kalmadı Cavidan,” dedim buz gibi bir sesle. “Babanın mirasını nasıl çaldığını, bu cezaevine akan kara paraları avukatımla ve polisle uzun uzun tartışırsınız. Sana bu lüks yalanında, o çok sevdiğin hapisteki oğlunla mutluluklar dilerim. Çünkü benden artık tek bir kuruş bile alamayacaksın.” Arkamı dönüp o odadan çıktığımda, içeriden gelen öfkeli çığlıklarına ve lanet okumalarına hiç aldırmadım. O koridoru yürürken içimdeki o devasa yük kalkmış, yerini soğuk bir gerçeğin aydınlığı almıştı. Hayatımın en büyük yalanından uyanmıştım ve artık o yalanın bana zarar vermesine asla izin vermeyecektim.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


