DOLAR
Alış: 44.95
Satış: 45.13
EURO
Alış: 52.60
Satış: 52.81
GBP
Alış: 60.60
Satış: 61.05
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
17.03.2026
1349 Görüntüleme
Her sabah parkta bankta uyuyan o evsiz adam
- Her sabah güneşin ilk ışıkları parkın yaşlı çınarlarının arasından sızarken, o bankın üzerindeki karaltı hiç değişmezdi. Eski, yırtık pırtık bir paltoya sarılmış, dünyadan elini eteğini çekmiş gibi görünen o adama kimse yaklaşmazdı. İnsanlar yanından geçerken ya bakışlarını kaçırır ya da adımlarını hızlandırırdı. Ama benim için durum farklıydı. Ben, her sabah işe gitmeden önce annemin titizlikle hazırladığı sefertasından bir bölmeyi mutlaka ona ayırırdım. Buharı üzerinde tüten bir taze fasulye, yanına bir dilim köy ekmeği ya da sıcak bir çorba… Aramızda hiç konuşma geçmezdi. Ben yemeği bankın kenarına bırakırdım, o ise sadece gözlerini aralar, derin bir minnetle başını hafifçe eğerdi. O bakışlarda kimsenin görmediği bir asalet, hüzünlü bir derinlik vardı. Altı ay boyunca bu sessiz randevumuz devam etti. Ta ki o puslu Salı sabahına kadar. O sabah parka vardığımda kalbimde garip bir sızı hissettim. Bank boştu. Ne o eski palto vardı ne de o tanıdık, yorgun çehre. Sadece bankın tam ortasında, üzerine bir not iliştirilmiş, oldukça kaliteli görünen siyah bir deri çanta duruyordu. Etrafıma bakındım, kimse yoktu. Notun üzerinde sadece şu yazıyordu: “Vakti geldi. Merhametin tek gerçek sermaye olduğunu hatırlatan dosta…” Ellerim titreyerek çantayı aldım. İçindeki ağırlık, sıradan bir eşya yığını olmadığını fısıldıyordu. İş yerinden izin alıp eve koştum. Karım Elif ve küçük kızım Damla masanın etrafında toplandığında, çantanın fermuarını yavaşça çektim. İçinden çıkanlar, nefesimizi kesecek türdendi. En üstte kalın bir dosya duruyordu. Dosyanın altında ise lastiklenmiş halde duran, her biri yüksek meblağlı döviz desteleri vardı. Ama asıl şaşırtıcı olan paranın miktarı değil, o dosyanın içindekilerdi. Adamın adı İshak Karadağ’dı. Bir zamanlar ülkenin en büyük lojistik imparatorluklarından birinin sahibi olan, ancak on yıl önce bir aile trajedisi ve uğradığı büyük bir ihanet sonrası öldü sanılan o gizemli iş adamıydı.Görsele dokunarak haberin devamını inceleyebilirsiniz
- Dosyada, şehrin en prestijli semtlerinden birindeki bir malikanenin tapusu, adıma devredilmiş yüklü bir hisse senedi portföyü ve eski bir günlük vardı. Günlüğün arasından düşen mektubu okumaya başladığımda gözyaşlarımı tutamadım: “Evlat, hayat bana her şeyi verdi ama en sonunda hepsini geri aldı. İhanete uğradığımda ve ailemi kaybettiğimde, insanlığın sadece bir maske olduğuna inandım. Kendimi bu parka, bu banka mahkûm ettim. On yıl boyunca binlerce insan geçti yanımdan; kimi tiksindi, kimi acıdı, kimi beni görmezden geldi. Sadece sen… Sen beni bir ‘yoksul’ olarak değil, bir ‘insan’ olarak gördün. O sefertasından paylaştığın her lokma, sadece karnımı doyurmadı; donmuş kalbimi eritti. Bana, karşılık beklemeden iyilik yapabilen bir ruhun hâlâ var olduğunu kanıtladın. Şimdi ben asıl evime, huzura gidiyorum. Bu emanetler zaten benimdi, şimdi ise hak edenindir. Aileni koru, çocuklarını senin gibi yetiştir.” O günden sonra hayatımız kökten değişti. Ama bu değişim sadece maddi bir zenginlik değildi. Maddiyatın getirdiği o büyük güçle ilk işimiz, İshak Bey’in anısına şehirdeki kimsesizler ve evsizler için modern bir aşevi ve barınak kurmak oldu. Artık bizim de bir “sefertasımız” vardı ama bu sefer binlerce kişiye yetecek kadar büyüktü. Eski mahallemizden taşınırken son kez o parka uğradım. O boş banka baktığımda, aslında İshak Bey’in bana bıraktığı en büyük mirasın o siyah çantadaki paralar olmadığını anladım. Bana bıraktığı gerçek miras; bir insanın hayatına dokunmanın, görünmeyeni görmenin ve saf bir merhametin dünyayı nasıl değiştirebileceğine dair sarsılmaz bir inançtı. Yıllar geçti, çocuklarımız büyüdü. Biz hâlâ her sabah o bankın önünden geçerken yavaşlarız. Çünkü biliyoruz ki, bazen bir mucize bir mucize olarak gelmez; bir sefertasındaki sıcak çorbanın kokusunda, hiç tanımadığınız birinin sessiz duasında gizlidir. Hayatımızı baştan yazan şey o siyah çanta değil, o çantanın açılmasına vesile olan kalbimizdeki o küçük merhamet kıvılcımıydı. Sonunda anladım ki; insan, paylaştığı kadar zengin, sevebildiği kadar insandır.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


