Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ana Sayfa 23.05.2026 972 Görüntüleme

Doğum günü sabahı babası gelinin morarmış yüzünü gördü, kocası gülerek “Tokadı ben attım” dedi

1 / 2

BÖLÜM 1
Doğum günü sabahı, Arya’nın babası kızının şişmiş yüzünü ve morarmış yanağını gördüğünde, evin içindeki hava adeta donup kaldı.

Mehmet Yılmaz kapının önünde, elinde beyaz bir kutuyla durmuştu. Kutunun içinde, mahalledeki eski pastaneden aldığı Arya’nın en sevdiği fıstıklı-safranlı pasta vardı. Ankara’daki o apartman sitesinde sabah her zamanki gibiydi; çaydanlıkların sesi geliyor, yakındaki camiden ezan yankılanıyor, simitçinin sesi sokakta dolaşıyordu. Ama mutfağın içinde her şey çoktan parçalanmıştı.

Arya otuz iki yaşına basmıştı. Dört yıllık evliydi. Yüzünde kutlama değil, şiddetin izleri vardı. Dudak kenarında kurumuş kan, şakağının altında koyu mor bir iz ve çenesindeki şişlik bunun basit bir düşme olmadığını açıkça anlatıyordu.

Yemek masasının başında kocası Emre Demir rahatça çay içiyordu. Bacağını diğerinin üstüne atmıştı; sanki evde hiçbir şey yaşanmamış gibiydi. Karşısında annesi Nermin Demir börekleri tabağa diziyordu. Arya’ya dönüp bakmıyordu bile. Sanki gelinin parçalanmış yüzü, aile namusunu korumak uğruna katlanılması gereken küçük bir ayrıntıydı.

Mehmet, pasta kutusunu sessizce mutfak tezgâhına bıraktı. Sesi ağırdı.

“Kızım… bunu sana kim yaptı?”

Arya konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadan Emre kahkaha attı. O kahkaha öyle soğuktu ki Arya’nın omurgasından ürperti geçti.

“Ben yaptım,” dedi Emre, çay bardağını masaya bırakırken. “Doğum günü hediyesi yerine iki tokat attım. Dün geceden beri fazla drama yapıyordu.”

Nermin hafifçe gülümsedi, sonra hemen başörtüsünü ağzına götürdü. Belki konunun şakayla kapanacağını düşündü. Belki Arya’nın yine başını eğeceğine inandı. Belki de bir babanın toplumun yaptığı gibi davranacağını sandı: susacak, öğüt verecek ve kızını yeniden aynı ateşin içine gönderecekti.

Ama Mehmet Yılmaz öyle bir baba değildi.

Birkaç saniye boyunca gözünü kırpmadan Emre’ye baktı. Sonra kolundaki eski çelik saatini yavaşça çıkardı. O saati ona yıllar önce kendi babası vermişti. Ne bayramda çıkarırdı ne hastayken ne de çalışırken.

Bugün onu pasta kutusunun yanına bıraktı.

Arya’nın kalbi durmuş gibi oldu.

Mehmet beyaz gömleğinin kollarını sıvadı. Yüzünde öfke yoktu. Sadece içinde fırtına saklayan korkutucu bir sessizlik vardı.

“Arya,” dedi gözlerini Emre’den ayırmadan, “dışarı çık.”

Arya’nın ayakları yere yapışmış gibiydi. Babasının sakin bir adam olduğunu biliyordu. Yıllarca devlet lisesinde matematik öğretmenliği yapmıştı. Mahallede herkes ona saygıyla “Mehmet Hoca” derdi. Hayatı boyunca kimseye sesini yükseltmemişti.

Ama bugün onun sessizliği bir mahkeme kararı gibi geliyordu.

Arya yavaşça arka balkona doğru yürüdü. Kapının camından içeri baktığında Emre’nin sandalyesini itip ayağa kalktığını gördü. Yüzünde ilk kez korku belirmişti.

Tam o sırada Nermin aniden ayağa fırladı. Çantası elinden düştü, bilezikleri yere çarpıp şıngırdadı. Geri geri giderken tabureye çarptı, dengesini kaybedip dizlerinin üstüne düştü. Sonra gerçekten emekleyerek odadan çıkmaya çalıştı; sanki oğlunun kabadayılığının artık işe yaramayacağını önceden anlamış gibiydi.

Arya’nın nefesi kesildi.

İçeride Mehmet doğrudan Emre’ye doğru yürüdü.

Emre sesini yükseltmeye çalıştı.

“Bakın baba, bu karı-koca meselesi. Siz araya—”

Mehmet onun sözünü bitirmesine izin vermedi. Emre’nin pahalı gömleğinin yakasından tuttu ve onu öyle sert şekilde duvara çarptı ki yan taraftaki düğün fotoğrafı yamuldu. O fotoğrafta Arya kırmızı bindallısıyla gülümsüyor, Emre de onun alnına altın takıyordu. Şimdi o gülümseme duvarda yalan gibi titriyordu.

“Benim kızıma el mi kaldırdın?” dedi Mehmet alçak ama ağır bir sesle.

Emre’nin yüzü bembeyaz oldu.

“Bir anlık sinirdi,” diye kekeledi. “O da beni çok zorladı…”

“Sus.”

Tek kelimeyle oda buz kesti.

Arya balkonda titreyerek duruyordu. Gözlerinin önünde dün gece canlandı. Kendi doğum günü için mumları bile kendisi hazırlamıştı çünkü Emre unutmuştu. Sabah anne-babasının geleceğini söyleyince Emre öfkeden delirmişti. Arya’nın onu kendi ailesinin yanında küçük düşürdüğünü söylemişti. Ağzından rakı kokusu geliyordu. Önce tabağı duvara fırlatmış, sonra telefonunu kırmıştı. Ardından tokatlar gelmişti.

Bir değil, iki değil… Arya mutfak tezgâhına tutunmak zorunda kalmıştı.

Nermin kapıda durmuştu. Engel olmamıştı. Sadece şöyle demişti:

“Kadın dediğin erkeğini bu kadar öfkelendirmez. Yuvayı ayakta tutmak kadının görevidir.”

O cümle, tokatlardan daha derin yara bırakmıştı.

İçeride Emre hâlâ kendini kurtarmaya çalışıyordu.

“Siz bilmiyorsunuz bu nasıl bir kadın,” dedi. “Her şeyi ağlayıp büyütüyor, sürekli kayıt alıyor, ailesine anlatıyor…”

“Peki neden kayıt alıyordu?” diye sordu Mehmet gözlerinin içine bakarak. “Çünkü bir gün gerçeğinin bile yalan sayılacağından korkuyordu.”

Arya’nın eli balkon kapısında sıkıca kenetlendi.

Tam o sırada Emre camın ardından ona baktı. Gözlerinde eski tehdit geri dönmüştü.

“Arya,” dedi dişlerini sıkarak, “polisi çağırırsan hayatını mahvederim.”

Ama bu kez Arya’nın içinde kırılan değil, uyanan bir şey vardı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım |
Telefon
WhatsApp